SHAFAQNA-Hüccetül İslam Hacı Ali Ekberi Allah’ı zikretmenin önemine vurguda bulunduğu konuşmasında şu nüktelere dikkat çekti: Aslında tüm haklara tevhit zaviyesinden bakmamız gerekir. Haklar ve sorumluluklar her yönden insanı kuşatmıştır. İşte bu hakların tümünün önünde ve başında Allah hakkı gelmektedir. Eğer Allah’ın üzerimizdeki hakkını idrak edecek olur isek diğer hakları riayet etmemiz daha doğru ve kolay olacaktır. Çünkü diğer haklar Allah’ın hukukunun birer şubelerinden ibarettir. İmam Seccad’ın (a.s) meşhur Hukuk Risalesinde de en başta Allah’ın hakkı zikredilmiş, daha sonra nefsin hakkı, yani insanın kendi hakkı dile getirilmiş, ardından organların hakkı olarak yedi haktan söz edilmiş ve fiillerin hakkı unvanı ile de beş hak beyan edilmiştir.
Hacı Ali Ekberi sözlerine şöyle devam etti: İlk hak ve hakların ilki Allah’a has olan haktır. Bu hak, sadece O’na kulluk etmemiz, O’na ortak koşmamamız, her şeyin O’nun elinde olduğuna inanmamız ve kendimizi O’nun tasarrufuna teslim etmektir. Eğer insan bu hakkın şuuru ile hareket edecek olursa yaşam tarzı da ona göre şekillenir. Tevhid zaviyesinde olaylara tepki gösterir ve hayatı ilah bir renge bürünmüş olur. Bu ilahi renk kulluk olarak tezahür eder.
Kum İlim Havzası Üstadı Hacı Ali Ekberi, tevhide dayalı bir yaşam tarzının hayatın her anına anlam kazandıracağına dikkat çekti ve şöyle konuştu: Hüviyetimizin, bireysel ve içtimai tekamülümüz vazgeçilmezi olan tevhit ilkesini iyi işlememiz gerekir. Maalesef şunu itiraf etmeliyiz ki bu konuda çok eksiğimiz var. Zaten mevcut sıkıntıların ana kaynağı da pratikte tevhitten sapmanın doğal neticesidir. Tevhit sadece inanç dünyamızı ilgilendiren ve pratik hayatta karşılığı bulunmayan bir olgu değildir. Aksine tevhit inancı hayata şekil veren ve insanı karmaşalardan kurtararak onu sürekli ulvi hedefler edinen, üreten ve etrafına pozitif enerji saçan bir kişi kılar. Mesela Allah yaratan olduğuna göre gerçek malik de O’dur. Bunu samimiyetle kabullenen birey yaşantısıyla ilgili düzenlemelerde Allah’ın muradına göre davranır, kişisel tercihlerine göre değil. Allah’ın hakimiyet ve velayetini kabul eden kişinin yaşantısında kulluk gerçek manada tecelli eder. O’nun azameti karşısında rüku ve secdeye gider.
