İmam Hadi’nin (a.s) Şehadeti

by Türkçe Haber Ajansı

SHAFAQNA TURKİYE-İmam Ali b. Muhammed b. Ali b. Musa b. Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib (a.s), yüce Allah’ın kendilerinden kiri bütünüyle giderip tertemiz kıldığı Ehl-i Beyt İmamları’nın (a.s) onuncusudur.

Risalet ve nübüvvet madeninden doğmuştur. Peygamberlerin (a.s) sonuncusu Hz. Muhammed’in (s.a.a) çizgisini insanlık için somutlaştıran, bağış ve rabbanî hidayet ile dolu bütün güzel ahlâkı ve göz kamaştırıcı güzellikleri kendisinde toplayan, hayatta Allah rızasını her şeyin üstünde tutan Peygamber Ehl-i Beyti’nin devamıdır.

İmam Ali b. Muhammed el-Hadi (a.s), ilâhî inayetle kuşatılmış olarak dünyaya geldi. Babası masum imam, Allah tarafından doğrultulup desteklenen Muhammed el-Cevad (a.s), annesi ise takva timsali Mağripli Semane’dir.

Kur’ân-ı Mecid ve saygıdeğer babasının şahsında en güzel şekilde somutlaşmış yüce Peygamber ahlâkı sofrasından beslenerek büyüdü.

Erken yaşlarda olağanüstü zekâsını ve akıl almaz dehasını gösteriyordu. Bu da büyümeye başladığı andan itibaren bu büyük imamın özel bir ilâhî inayete mazhar olduğunu gözler önüne seriyordu.

Babasından sonra ilâhî imamlık makamını üstlenirken sekiz yaşındaydı. Küçük yaşta imamlık makamını üstlenmenin bir diğer örneğiydi. Bu bakımdan risalet Ehl-i Beyti’nin vasilik ve İslâm ümmetinin dinî ve dünyevî liderliği gibi yetkileri Resulullah’ın (s.a.a) halifeleri olarak onun adına liderlik ve risaletin gerektirdiği her makamda deruhte ettiklerine ilişkin çizgisinin hak olduğunun somut delillerinden biriydi.

Bu büyük imamın hayatı iki ayrı döneme ayrılmaktadır: Bu dönemlerden biri, babası İmam Cevad (a.s) ile birlikte geçmiştir. On yıldan daha az bir süre kaplamıştır. İkincisi ise otuz yıldan daha uzun sürmüştür. Bu süre zarfında Abbasî hilâfetini üstlenen altı halifeye tanık olmuştur. Bunları şöyle sıralamak mümkündür: Mu’tasım, Vâsık, Mütevekkil, Müstansır, Müstain, Mu’taz. İmam Hadi (a.s) Mu’taz zamanında kırk iki yaşında iken şehit edildi. Ataları gibi o da Abbasîlerin zulmüne maruz kaldı. Abbasîler yönetimi ele geçirdikten sonra Ehl-i Beyt’i etkisizleştirmek, siyasî ve dinî sahadan uzaklaştırmak için her yola ve yönteme başvurdular. Zaman zaman fizikî varlıklarını ortadan kaldırma yönüne gitmekten de geri durmadılar, Harun Reşid’in İmam Kâzım’a (a.s), Me’mun’un İmam Rıza’ya (a.s) ve Mu’tasım’ın İmam Cevad’a (a.s) yaptığı gibi. İmam Hadi (a.s) döneminin ayırıcı özelliklerinden biri, beklenen gaybet dönemine yakın olmasıdır. Bu yüzden salihler topluluğunu, bu güne kadar benzeri görülmemiş bu yeni çağı karşılamaya hazırlaması gerekiyordu. Çünkü Şiîler iki asır boyunca hayatlarını hep doğrudan masum bir imamla irtibatlı olarak geçirmişlerdi. Bu bakımdan genelde Müslümanlar arasında, özelde de Şiîler arasında Ehl-i Beyt İmamları’nın On İkincisi, yani yüce Allah’ın gelip geçmiş tüm ümmetleri müjdelediği “Beklenen Mehdi”nin (a.s) gaybetine ilişkin yaygın bir söylemin bulunmasına rağmen, İmam Hadi’nin (a.s) bu bağlamda oynadığı rol son derece önemli, esaslı ve bir o kadar da zordu. Abbasî hilâfetinin, bu büyük İmam’ı başkent Samarra’da ikamete mecbur bırakmak suretiyle uyguladığı denetimin neden olduğu uzlete rağmen, İmam (a.s) kendisinden beklenen rolü oynamaya, yönlendirici faaliyetlerini büyük bir dikkat ve titizlikle sürdürmeye devam ediyordu. Bu hususta İmam Cafer Sadık’ın (a.s) kurduğu ve babası İmam Cevad’ın (a.s) dayanaklarını sağlamlaştırdığı vekiller mekanizmasından istifade etti. Bu sağlam mekanizma sayesinde bu zor koşullarda Şiîlerin ihtiyaç duydukları hususları onlara iletme imkânını buluyordu. Böylece Şiî çizgiyi temsil eden Ehl-i Beyt takipçilerini büyük gaybet dönemine hazırlıyor, onları o dönemin gerektirdiği bağımsızlığa doğru yönlendiriyordu. Bu çerçevede İmam Hadi (a.s), Müslümanları fikrî ve dinî (akidevî, fıkhî ve ahlâkî) açıdan beslemenin yanı sıra, âlimlerin ve fakihlerin yetişmesine büyük bir ciddiyetle ağırlık veriyordu. Kendisinin ve kendisinden sonraki Tertemiz İmamlar’ın yaşadıkları zor koşullara rağmen İmam Hadi’nin (a.s) “Müsned”i, bu yöndeki çabalarının ortaya koyduğu ve elimize ulaşan değerli ilmî mirasının somut bir örneğidir.

İmam Hadi’nin (a.s) Şehit Edilmesi

İmam Hadi (a.s) sürekli olarak zalim yöneticilerden baskı gördü, haksızlıklarına maruz kaldı. Sonunda tertemiz ataları gibi o da zehirlendi. İmam Hasan’ın (a.s) şu sözünü hatırlayın: Bizden olup da öldürülmeyen veya zehirlenmeyen kimse yoktur.1 Tabersî ve İbn Sabbağ el-Malikî şöyle demişlerdir: (Halife) Mu’tezz’in hâkimiyetinin sonlarına doğru Allah’ın velisi Ali b. Muhammed (a.s) şehit edildi.2 İbn Babeveyh, “(Halife) Mu’temid onu zehirledi.” diyor.3 Tarihçi Mes’udî, “Onun zehirlenerek öldürüldüğü de söylenmiştir.” diyor.4 Ramazan ayının duası kapsamında yer alan şu ifade de bu görüşü desteklemektedir: “Onun kanının dökülmesine ortak olanların azabını arttır.” 5 Siracuddin er-Rifaî, Sıhahu’l-Ahbar’da, “Abbasî halifesi Mu’tezz’in zamanında zehirlenerek şehit edildi<” diyor.6 Muhammed Abdulgaffar el-Hanefî, Eimmetu’l-Huda ad lı kitabında şunları söylüyor: “İmam’ın (a.s) şöhreti yayılınca, Mütevekkil onu Medine-i Münevvere’den çağırdı. Çünkü saltanatının elinden çıkmasından ve devletinin yok olmasından korkuyordu< Sonunda da onu zehirledi<” Doğru olanı, onun Mu’tez tarafından zehirlendiği ve bunun neticesinde vefat ettiği yönündeki görüştür.

Öyle anlaşılıyor ki, İmam Hadi (a.s) kendisine içirilen zehrin etkisiyle hastalanmıştır. Nitekim Muhammed b. Ferec, Ebu Daame’den şöyle rivayet etmiştir: Ali b. Muhammed’in (a.s) vefatına yol açan hastalığında onu ziyarete gittim. Kalkmak istediğimde bana dedi ki: “Ey Ebu Daame!

Üzerime hakkın farz oldu. Seni sevindirecek bir hadis söyleyeyim mi sana?” Ona dedim ki: “Ey Resulullah’ın oğlu! Buna ne çok ihtiyacım var.” Buyurdu ki: Bana babam Muhammed b. Ali anlattı; dedi ki: Bana babam Ali b. Musa anlattı; dedi ki: Bana babam Musa b. Cafer anlattı; dedi ki: Bana babam Cafer b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bana babam Muhammed b. Ali anlattı; dedi ki: Bana babam Ali b. Hüseyin anlattı; dedi ki: Bana babam Hüseyin b. Ali anlattı; dedi ki: Bana babam Ali b. Ebu Talib (a.s) anlattı; dedi ki: Resulullah (s.a.a) bana dedi ki: “Ey Ali! Yaz!” “Ne yazayım?” dedim. Buyurdu ki: “Şöyle yaz: Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla. İman, kalbe yerleşen ve amel ile tasdik edilendir. İslâm ise, dilde söylenen ve nikâhı helâl kılan sözdür.”

Ebu Daame diyor ki: Dedim ki: “Ey Resulullah’ın oğlu! Allah’a yemin ederim ki, hangisinin daha güzel olduğunu anlayamadım: Hadis mi, hadisin rivayet zinciri mi?”

İmam buyurdu ki: Bu hadis, Ali’nin (a.s) el yazısıyla Resulullah’ın (s.a.a) imlâsı olan bir sahifedendir ki, kuşaktan kuşağa onu birbirimizden miras alırız.

Tarihçi Mes’udî yazıyor: Ebu’l-Hasan (a.s), sonunda vefat ettiği hastalığa yakalanınca, oğlu Ebu Muhammed’i (a.s) huzuruna çağırarak nuru, hikmeti, peygamberlerin miraslarını ve silâhı ona teslim etti. Ve ashabından güvenilir bir topluluğun huzurunda onun imamlığını açıkça ifade edip, onu vasisi olarak tayin etti. Vefat ederken kırk yaşındaydı.

Doğduğu gün, henüz bulûğ çağına ermemiş bir çocuk iken imamet görevini üstlendiği gün, şehit edildiği gün ve diriltileceği gün selâm olsun ona.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YORUM YAP

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.