NEHCÜL BELAĞADA – MALİ İMTİHAN

SHAFAQNA TÜRKİYE –

NEHCÜL BELAĞADA – MALİ İMTİHAN

İnsanlar sınav dünyasında türlü vesileler ve şekillerde ilahi imtihan sürecinden geçmektedirler. Bu imtihanların hiçbiri hedef ve maksat dışı olmayıp belki bir hikmet üzeredir. Genelde insanlar mal ve servete meyilli ve düşkün olduklarından sahip oldukları mallarıyla imtihina tabi tutulurlar. İnfakta bu ilahi imtahanlardan biridir.

Yüce Allah tüm insanları zengin etme gücüne sahiptir, fakat maslahat ve hikmeti gereği infak emriyle kullarını imtihan ederek maddiyata düşkün olanlarla olmayanların saflarını biribirinden ayırt ediyor.

İmam Ali (aleyhisselam): “Kim Allah‘a karşı güzel bir borç verirse Allah, onun için kat kat artırır ve onun için şerefli bir mükâfat da verir”[1] ayetini tilavet ettikten sonra şöyle buyurdu: “Allah sizden, zilletten ve azlıktan dolayı borç istemez. Göklerde ve yerde O’nun orduları olduğu, güçlü ve hikmet sahibi bulunduğu halde sizden yardım istemektedir. Göklerin ve yerin hazineleri O’nun olduğu ve Gani ve Hamid bulunduğu halde sizden borç istemiştir. Böylece Allah, hanginiz daha güzel amel işleyecek diye sizi imtihan etmeyi istemiştir.”[2]

Yüce Allah’ın bu imtihandan hedefi kulun kendisini tanmasıdır. Çünkü Allah her şeyi bilendir. Kul, Müslümanlık iddiasında ve samimiyetinde ne kadar doğru ve samimi olduğunu görsün. Hâlbuki Allah herkesi sonsuz hazineleriyle zengin edebilirdi. Karun’a “o servet ve ilahi nimetlerden biraz fakirlere de ver” denildiğinde şöyle dedi: “O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sayesinden verildi.[3]

Kâfirlere Allah’ın size verdiklerinden infak edin denildiğinde şöyle dediler:

“Allah‘ın dilediği takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız?“[4]

Saygıdeğer okuyucular! Allah, kullarını çeşitli vesilelerle imtihan ediliyor. Hikmet ve maslahatı gereği kullarından bazılarını fakirlikle bazılarını da zenginlikle imtihan etmektedir.

Kulun mali sınavı Humus, Zekât, infak ve sadaka gibi hayır işlerledir.

İmam Ali (aleyhisselam) şöyle buyuruyor: “O, rızkı azaltıp çoğaltarak düzenlemiş, dar ve geniş olarak bölmüştür. Bu düzeni, kolayını ve zorunu isteyecek olanları tespit etmek, zengin ve fakirin şükrünü ve sabrını denemek için adalet üzere kurmuştur.”[5]

Allah’ın bizlere inayet ettiği nimetlerin şükrünü eda etmemek nimetin zevali ve yok olması demektir. İmam Ali (aleyhisselam) şöyle buyuruyor: “Allah’ın kullarını kendileriyle faydalandırmak için kendilerine özel nimetler verdiği birtakım kulları vardır, bağışladıkları sürece o nimetleri onların elinde baki kalır, esirgediklerinde ise o nimetleri onların elinden çıkarır başkalarına devreder.”[6]

Nimetlerin hakkını eda etmek ilahi kanun ve sünnetin gereğidir. Emirülmüminin Hz. Ali (aleyhisselam) şöyle buyuruyor: “Allah’ın her nimette bir hakkı vardır; o halde kim hakkını verirse, nimetini artırır, kim de kusur ederse, nimetinin yok olmasıyla kendini tehlikeye sokmuş olur.”[7]

Yüce Allah şükür kapılarını açtı mı, nimet ve onun devam kapılarını da sonuna kadar açar. Nimetin edasına muvaffak olanların rızıkları çoğaldığı gibi ellerindeki malları da garanti altına alınır. İmam Ali (aleyhisselam) Cabir b. Abdullah el-Ensari’ye şöyle buyuruyor: “Ey Cabir! Allah’ın nimetleri kimin üzerine çoğalırsa, insanların ona ihtiyaçları da artar. O halde kim kendisine verilenlerde Allah için gerekeni yaparsa O nimetleri daimi ve sabit kılar, kim de üzerine düşen vazifeyi yerine getirmezse elindekileri zevale ve yokluğa sevk etmiş olur.”[8]

Belki de “Her gününüze sadakayla başlayın” hadisi asıl vazifeye ve ilahi hakları vermeye bir başlangıç ve alıştırmadır.

[1]-Bakara, 245.

[2]-Nehcü’l-Belaga, Hutbe, 183.

[3]-Kasas, 78.

[4]-Yasin, 47.

[5]-Nehcü’l-Belaga, Hutbe 191.

[6]-Nehcü’l-Belaga, Hikmet 425.

[7]-Nehcü’l-Belaga, Hikmet 244.

[8]-Nehcü’l-Belaga, Hikmet 372.

Bu Makaleyi Paylaş