SHAFAQNA TÜRKİYE –
NEHCÜL BELAĞADA –
İNFAK DÜNYANIN AHİRETE DÖNÜŞÜDÜR!
Nehcü’l-Belaga‘da dünya hakkında kınayıcı sözlerin olmasının yanı sıra dünyadan övgüyle bahseden birtakım sözler de göze çarpmaktadır. Görünüşte iki çelişkili söz gibi dursa da da iyice dikkat edildiğinde aslında insana dünya malı hakkında itidal ve denge yolunu öğretmektedir.
Dünya, insanı gaflet, saadet ve iyilikten alıkoyarsa kınanmış olur, ancak insan elinde ahiret ve onun saadetini kazanma yolunda bir vesile olursa övülmüştür. İmam Ali (aleyhisselam) birçok yerde dünyadan ahiretiniz için azık toplayın diye buyurmuştur: “Sende ebedi kalmayacak şeylerden ayrıl ve ebedi olarak seninle kalacak şeyleri seç!”[1]
İmam Ali (aleyhisselam) bir başka hutbede de şöyle buyurmaktadır: “Dünya vesilesiyle ahiret elde edilir.”[2]
Saygıdeğer okuyucular! Dikkat edersek kalıcı, geniş ve bol nimetlerle dolu olan ahiret, fani ve sınırlı dünyayla temin edilir. Yani dünyada yapacağımız küçük bir muamele ve ticaretle ebedi ve kalıcı ahiret nimetlerine ulaşabiliriz. O kalıcı ve bâki nimetler ancak dünyada infak ve hayır yoluyla elde edilir. İmam Ali (aleyhisselam) Basra Savaşı’ndan sonra ashabından olan Ala b. Ziyad el-Harisi’yi görmeye gitti. Orada evinin büyüklüğünü görünce şöyle buyurudu: “Dünyada bu evin genişliğini ne yapacaksın? Hâlbuki ahirette ona daha fazla muhtaçsın. Evet, istiyorsan onunla ahirete ulaşabilirsin. Yani bu geniş evde misafir ağırlayarak, akrabalarına iyilik ederek ve boynunda olan hakları sahibine ulaştırarak ahireti elde edebilirsin.”[3]
Bu nasihati yüce Allah Karun’a etmiştir: “Allah‘ın sana verdiğinden (onun yolunda harcaya-rak) ahiret yurdunu iste, ama dünyadan da nasibini unutma! Allah sana ihsan ettiği gibi sen de iyilik et!“[4]
Fakat Karun Allah’ın nasihatini dinlemediği için helak oldu. Dünya süslerinden gözünü çekip, Allah’ın verdiği nimeti kullarına infak ve iyilik edenler dünya yaşantısından ahiret saraylarını inşa etmişlerdir.
İmam Ali (aleyhisselam) şöyle buyuruyor: “İnsanlar dünyada amel açısından iki kısımdır: birisi dünyada dünya için çalışır ve dünya onu ahiretten alıkoyar. O geride bırakacaklarının fakirliğinden korkar ama kendisinin (kıyamet günü) fakirliğinden güvendedir, böylece ömrünü başkalarının menfaati için geçirir. Diğeri ise dünyadan sonrası için amel eder, kendini zahmete atmadan dünyadaki nasibi kendisine gelir, böylece her iki nasibini de elde eder, her iki dünyaya sahip olur, Allah katında değer kazanır ve Allah’tan istediği hiçbir haceti geri çevrilmez.”[5]
Dünyada kendi malından harcamayıp kıyametine bir şeyler gönderemeyenler, yarın mirasçıların göndereceği hayrat ve ihsana göz dikeceklerdir ve bir ömür hasretle keşke keşkelerle azap içinde olacaktır.
Aziz okuyucular! Kendi elinle verdiğin küçük bir miktar senden sonra verilen dağdan daha büyük ve değerlidir. Resul-i Ekrem’in (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem) ashabından zengin biri kendisinden sonra hurma ambarlarının peygamber eliyle açılıp fakir fukaraya sadaka ve ihsan verilmesini vasiyet etmişti.
Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem) vasiyet gereği hurma ambarını açtı ve Medine’nin fakirlerine dağıtmaya başladı. Ashap, kendi arasında “ne mutlu bu şahsa Peygamber (s.a.a) onun malını kendi eliyle sadaka veriyor” demeye başladı. Bu sözleri duyan Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem), hurmaların hepsini sadaka vermiş yerleri süpürüyordu, yarısı çürümüş bir hurmayı yerden aldı, ashabına dönerek şöyle buyurdu:
“Eğer bu şahıs kendi hayatında kendi eliyle bu yarısı çürümüş hurmayı sadaka verseydi şimdi benim ondan taraf verdiğim sadakadan daha hayırlıydı.”
Yüce Allah kullarının kendi elleriyle sadaka ve ihsan vermelerini istiyor.
İmam Ali (aleyhisselam) bu konu hakkında şöyle buyuruyor: “Ey Âdemoğlu! Malında kendi varisin ol! Kendi malında senden taraf yapmalarını vasiyet edeceğin işi kendin yap!”[6]
Birçokları “malımdan şu kadarını fakirlere verin, falan yeri cami için verin veya benden sonra hayrat gönderdin berzah âlemi ve kıyamette rahat olayım” diye vasiyet eder. Peki, bunu kendileri hayattayken neden yapmıyorlar? Varislerin onları ne kadar düşüneceği belli değil. İnfak ve ihsan insanın dünya malına olan alaka ve muhabbetini azaltır ve kendi elleriyle kıyamet ve berzaha bir şeyler göndermeye yönlendirir. Kendi elleriyle infak ve ihsan edemeyenler nasıl olurda varislerinden ve başkalarından onun için vermelerini bekleyebilir.
Muhterem okuyucular! Şöyle bir etrafımıza bakalım ne kadar vasiyet edip de vasiyetiyle birlikte defnedilenler gördünüz? Uyuldu mu vasiyetlere? Gönderildi mi arkalarından hayırlar? Cevabını sizlere bırakıyoruz!
[1]-Nehcü’l-Belaga, Hutbe 223.
[2]-Nehcü’l-Belaga, Hutbe 156.
[3] –Nehcü’l-Belaga, Hutbe 209.
[4] -Kasas, 77.
[5]-Nehcü’l-Belaga, Hikmet 269.
[6]-Nehcü’l-Belaga, Hikmet 254.
