BEHCÜL BELAĞADA – VAHDET

SHAFAQNA TÜRKİYE –

BEHCÜL BELAĞADA – VAHDET

Bazen bedenler bir arada ancak kalpler birbirinden uzak olur. Diğer taraftan bazen iki kişi veya iki millet arasında çok mesafeler olmasına rağmen gönülleri bir, kalpleri yakın ve birlik içinde olurlar. İnsanlardaki renk, ırk, dil, milliyet vb. farklılıklar gerek fikir gerek iman ve gerekse de kültürel açıdan bir araya gelerek vahdeti oluşturur. İslam ümmeti ise Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem) etrafında birleşerek vahdeti oluşturur. İslami inanç bakımından insanlar köle, özgür, siyah, beyaz, habeşi, kureyşi, zengin, fakir, muhacir, ensar, Arap, Acem, köylü, şehirli gibi tirbari sınıflandırılmalara ayrılsalar da sonuç olarak bütünü ile bir atadan gelmiş kardeşlerdir. Kuran’ın tabiriyle bütün bu sınıflar İslami kardeşlik bağına sahiptirler: “Müminler ancak kardeştir.“[1]

İhtilaf ve tefrikaya düşen bir toplum lanetlenmiştir. Ümmetin birlik ve beraberliğinde ilahi nimetler ve bereket kapıları açılır. Yüce Allah Kuran’ın birçok ayetinde vahdet nimetini hatırlatmıştır:

“Hep birlikte Allah‘ın ipine (İslam‘a) sımsıkı yapışın, parçalanmayın! Allah‘ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O‘nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı.“[2]

İmam Ali’de (aleyhisselam) nurani buyruklarında vahdete, birlik ve beraberliğe sıkça yer vermiştir:

“Allah, bu ümmetin arasını birlik ipiyle bağlamış, gölgesinde yaşayanlara dirilik, düzen vermiş, himayesine sığınmalarını sağlamış; yarattıklarından hiçbirine kıymetini bilemeyeceği bütün değerlerden üstün, bütün karşılıklardan değerli bir nimet ihsan etmişti.”[3]

İmam Ali (aleyhisselam) Resul-i Ekrem’in (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem) kalplerin birleşmesindeki rolünü şöyle beyan ediyor:

“Allah onunla eski kinleri gömmüş, gönüllerdeki düşmanlıkları söndürmüştür. Onunla (inananların kalplerini) birleştirip kardeş yapmış, (inanmayan) yakınları ayırmış; zelilleri aziz, azizleri de zelil kılmıştır.”[4]

Bu birlik ve beraberlik nimeti geçmiş ümmetler arasında da vardı. Yüce Allah İsrailoğullarına risalet ve din gölgesinde vahdet nimetini verdi fakat onlar bu nimetin değerini bilmediler.

İmam Ali (aleyhisselam) şöyle buyuruyor: “Bir de Allah’ın onlara Resulü’nü yollayıp nimetlendirdiği zamana bakın; diniyle itaatlerini pekiştirdi, onları daveti etrafına toplayarak uzlaşmalarını sağladı; bu dinde birleşmeleri yüzünden yücelik kanatlarını gererek nimetini üzerine nasıl yaydı. Türlü türlü nimetlerin, bereketlerin, hayırlarını üzerine akıttı, Nimetler içinde yüzenler, o nimetle yaşamının zevkine erdiler. Güçlü bir hükümet gölgesinde işleri düzene girdi, izzet içinde yaşayacak güzel bir konuma geldiler. Sağlam, güvenilir bir güç sayesinde işleri derlenip toplandı. Âlemlerin hâkimleri ve etraflarında iktidar sahibi oldular.”[5]

Nimet kıymeti bilenler vahdet yolunda ellerinden gelen hiçbir şeyi esirgemezler hatta bu yolda büyük harcamalar yaparlar. Vahdet için İslam’ın maslahatı için en değerli şeylerinden vazgeçerler. İmam Ali (aleyhisselam) hilafetinde çıkan iç savaşlardan birinde şöyle buyuruyor: “İslam’da kardeşler olduğumuz halde, İslam’a giren eğrilik, sapıklık şüphe ve tevil yüzünden birbirimizden savaşmaktayız. Allah’ın aramızda ki ayrılığı giderip bizi uzlaştıracağı vesileye sarılalım ve onun dışındakilerden uzaklaşmaya çalışalım.”[6]

Bu iç savaşın kendisi ihtilaf ve kardeş ölümü olasına rağmen ümmetin düzeni, birlik beraberliği ve vahdetini korumak için fitnecilerin temizlenmesi gerekiyordu.

[1]-Hucurat, 10.

[2]-Âl-i İmran, 103.

[3]-Nehcü’l-Belaga, Hutbe 192.

[4]-Nehcü’l-Belaga, Hutbe 96.

[5]-Nehcü’l-Belaga, Hutbe 192.

[6]-Nehcü’l-Belaga, Hutbe 122.

ETİKETLENDİ:
Bu Makaleyi Paylaş