SHAFAQNA TÜRKİYE –
NEHCÜL BELAĞADA – ŞEYTAN VE İTİKADÎ DÜŞÜNCELER
Hz. Âdem’den (aleyhisselam) bu yana şeytan ilahi emirler ve peygamberler karşısında inat ve kibirle dikilmiştir. Dünyada ilk putperestliği icat eden şeytandır. Ümmetin ihtilafa düşmesi ve Musa’nın (aleyhisselam) kavminin buzağıya tapması da şeytanın oyunlarındandı. Peygamber karşısında duran müşriklerde şeytanın hilesiyle oyuna gelmişlerdi. Şeytan, bazen hak ve batılı birbirine karıştırarak müminleri de şüphe ve tereddüde düşürebiliyor. Çünkü o Âdemoğullarını aldatmaya yemin etmiştir: “(İblis) Rabbim! Bani azdırmana karşılık olarak ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım.“[1]
Şeytan, fikri ve ahlaki ve itikadi konularla da insanı günah ve kötülüğe sürüklemektedir. Nitekim İmam Ali (aleyhis-selam) şöyle buyuruyor: “Kim (inancı konusunda) şüphede, tereddüt (şaşkınlık) içinde olursa, şeytanların tırnakları arasında kalır.”[2]
Şaşkınlık ve şüphe şeytan için büyük bir fırsat tır. İblis insanı şüphe ve şaşkınlığa düşürdükten sonra onu inkâra kadar sürükleyebilir. Şeytanın hile ve düzenlerinden bir diğeri de fikri fitnelerdir. O, itikat ve inanç yoluyla insanlara musallat olarak onları Sıratı Müstakim olan hak çizgisinden saptırabilir. İmam Ali (aleyhisselam) şöyle buyuruyor: “Fitnelerin asıl meydana geliş nedeni, nefsin heveslerine uymak ve Allah’ın kitabına muhalif olan uydurulmuş hükümlerdir. Bazı insanlar da dinin tasvip etmediği bir yolla başkalarına hükmetmektedir. Eğer batıl haktan ona karışmaksızın arınmış olsaydı, şekte olanlar (hakikat peşinde koşanlar) için gizli kalmazdı. Eğer hak da batıl örtüsünden arınmış olsaydı, inatçı düşmanların dili ondan kesilmiş olurdu. Ama biraz bundan (haktan) biraz da ondan (batıldan) alınmış, sonra birbirine karıştırılmıştır. İşte o zaman şeytan dostlarına musallat olur. Sadece Allah’ın lütfüne mazhar olanlar kurtulur.”[3]
Hakla batıl karıştırıldığında insanların onu ayırt etmesi zorlaşır ve bu an da şeytanın kolladığı fırsattır. Batılı hak göstermek, yanlışlıkları süslemek iblisin görevlerindendir. İblisin hedef seçtiği birçok kurbanı da bu yolla hak ve hakikatten sapmıştır. Şeytanın insanlara musallat olduğu yerlerden biri de itikadi meselelerdir. İnsanın men edildiği ve yasaklandığı konularda insana bilgelik hissi vererek onu dalalete sürüklüyor.
Adamın biri şöyle dedi: “Ey Emirülmüminin! Şu maddi gözlerimizle göreceğimiz gibi bize Rabbimizi anlat ki ona karşı olan sevgimiz daha da artsın ve onu daha iyi tanıyalım! Bunun üzerine Emirülmüminin (a.s) kızarak “Cemaat namazına” diye seslendi. Halk öylesine geldi ki cami dolup taştı, sinirinden yüz ifadesi değişmişti, öfkeli bir halde minbere çıktı, Allah’a hamd edip, Resulü’ne salât ve selamdan sonra şu hutbeyi okudu: “… Ey soru soran! Bir bak; Kur’an sana O’nun sıfatlarından neyi anlatıyorsa ona uy! Hidayeti gösteren nuru ile ışıklan, şeytanın bilmeni mükellef kıldığı, ama Kitap’ta sana farz kılınmayan, Resulullah’ın (s.a.a) sünnetinde ve hidayet önderlerinde de eseri olmayan şeylerin ilmini şanı yüce olan Allah’a bırak. Allah’ın, üzerindeki nihai hakkı budur.”[4]
İnsanoğlu sınırlıdır, kapasite olarak zat-i ilahiyi derk etmekten acizdir. Ancak aklı ve kapasitesi ölçüsünde Allah’ın sıfatlarını Kuran’dan ve hadislerden öğrenmeli ve sınırının dışına çıkmamalıdır. Fakat şeytan insana musallat olarak Kuran’ın tarifinden fazlasını istemeyi ona telkin eder. İşte itikatta şeytanın teşviki ve musallatı böyle gerçekleşir.
İmam Ali’ye (aleyhisselam) göre Allah enbiyayı şeytanlar insanın aklını çelip ona musallat olmasın diye göndermiştir, hazret şöyle buyuruyor: “İnsanların çoğu Allah’ın kendilerine şart koştuğu sözünü değiştirince, hakkını inkâr edince, Allah’a eşler koşunca, şeytanlar onları Allah’ı tanımaktan alıkoyunca ve Allah’a ibadetten ayırınca Allah da onlara elçiler gönderdi.”[5]
Şeytan insanları Allah’a kulluktan alıkoyup kendi kulluğuna davet etmektedir. Yüce Allah Hz. Muhammed’i (s.a.a), insanları şeytandan koruyup Allah kulluğunda sabit kalmalarını sağlasın diye göndermiştir.
İmam Ali (aleyhisselam) şöyle buyuruyor: “Allah Muhammed’i (s.a.a), kullarını putlara kulluktan kurtarıp kendine kulluğa, şeytana itaatten ayırıp kendine itaate çağırması için hak ile gönderdi.”[6]
İnsanlar Allah’a verdiği söz ve ahdi gereği şeytanı düşman edinmelidirler: “Ey Âdemoğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır demedim mi?[7]
İmam Ali (aleyhisselam) bir başka hutbede Peygamberden (s.a.a) önceki dünyayı şöyle vasf ediyor:
“O zaman insanlar din ipini koparan fitnelere düşmüş, yakin (kesin inançlar) direkleri şiddetle sarsılmış, esasta/temelde ihtilaf çıkmış, işler darmadağın olmuş, çıkış yeri (kurtuluş) daraldıkça daralmış ve giriş köreldikçe körelmiş, hidayet gizli kalmış, körlük her yanı kaplamış, Rahman’a isyan edilmiş, Şeytan’a yardım edilmiş, iman yardımsız kalmış, sütunları yıkılmış, işaretleri belirsizleşmiş, yolları viran olmuş, geçitleri silinip gitmişti, insanlar şeytana itaat etmiş, onun yollarını tutturmuş, onun yataklarına akmıştı.”[8]
Aziz okuyucular! İblis ve ordusu insanı bu ve benzeri batıl ve yanlış düşüncelerle doğru yoldan saptırıp dalalet yoluna sürüklemektedir. Akıllı insan tarihten ve geçmiş ümmetlerden ders ve ibret alan kimsedir. Hz. Âdem (aleyhisselam) zamanından bugüne kadar iyiyi kötüyle, hakkı batılla, salihi fasıkla birbirine karıştırmış insanlar ve ümmetler saptırılmıştır. Bu yolda düşmanı tanımayanlar mağlup olmuş, iblisin tuzağına düşmüştür.
Şeytan yaranlarını her tarafa seferber etmiş gizli ve aşikâr tuzaklar kurmuş, tam teşekküllü bir şekilde tüm vesilelerle insana saldırmaktadır.
Eline, gözüne, diline, kulağına sahip ve hâkim olamayanlar şeytanın kucağındadırlar. Günde yüz defa şeytanı lanetleyip de gün boyu ameli olarak şeytana itaat edenler Allah kulluğundan çıkmış şeytan kulluğuna girmişlerdir. İmam Ali (aleyhisselam) şöyle buyuruyor: “O, gönüllere gizlice giren, kulaklara işitilmeden, nefes almadan fısıldayan düşmandan çekinmenizi emretti. O düşman ki, kendisine uyanlan saptırdı, helak etti, vaat etti ve isteklere kaptırdı. Kötü suçları süslü; büyük günahları da kolay gösterdi. Yavaş yavaş dostlarını aldattı, rehin aldıklarına (saadet kapısını) kapattı. Sonra da süslediğini inkâr etti. Kolay gösterdiğini büyüttü. Güven verdiklerinden sakındırmaya çalıştı.[9]
Allah’a kul olan şeytana köle olmaz.
Şeytanın hile ve düzenbazlıklarını tanıyan ve bilen kimseler onun oyun ve tuzağına düşmezler.
[1]-Hicr, 39.
[2]-Nehcü’l-Belaga, Hikmet 31.
[3]-Nehcü’l-Belaga, Hutbe 50.
[4]-Nehcü’l-Belaga, Hutbe 91.
[5]-Nehcü’l-Belaga, Hutbe 1.
[6]-Nehcü’l-Belaga, Hutbe 147.
[7]-Yasin, 60.
[8]-Nehcü’l-Belaga, Hutbe 2.
[9]-Nehcü’l-Belaga, Hutbe 83.
