SHAFAQNA TÜRKİYE- Ayetullah Subhani, İmam Sadık’ın (a.s) şehadet yıldönümü vesilesiyle yazdığı bir yazıda şöyle demiştir: “Şiilerin altıncı imamı ve on dört masumiyet ve saflık güneşinin sekizincisi olan Eba Abdullah Cafer bin Muhammed es-Sadık (a.s), Hicri 83 yılında Medine’de doğdu. İmam Muhammed Bakır (a.s) ve Kasım bin Muhammed bin Ebu Bekir ailesinden, imamet için aldığı eğitimin ışığında fazilet ve bilgisinin zirvesine ulaşan bilgili ve dindar bir kadın olan Ümmü Ferve’nin oğluydu. İslam’ın saf öğretilerini yaymak ve seçkin öğrenciler yetiştirmek için bir ömür boyu çabaladıktan sonra, İmam Sadık (a.s), Mansur Abbasi’nin emriyle Hicri 148 yılının Şevval ayında 65 yaşındayken şehit edildi ve Bakî Mezarlığı’nda, saygıdeğer babası İmam Bakır’ın (a.s), Saygıdeğer büyükbabası İmam Seccad (a.s) ve saygıdeğer amcası İmam Hasan Mucteba (a.s)’ın yanında defnedildi. Allah’ın Elçisi (s.a.a) ondan “doğruyu söyleyen doğru kişi” olarak bahsetmiş ve tarih bu ünvanı onun aydınlık alnında ölümsüzleştirmiştir. Çünkü onlar hiçbir zaman gerçeğin dışında bir şey konuşmadılar. إBu değerli İmam, Fazıl, Tahir, Sabır gibi ünvanlarla da anılsa da, onun eşsiz doğruluğu, “Sadık” ismini onun hayatına parlayan bir mücevher gibi yerleştirmiştir. İmamlığı, İslami ilimlerin geliştiği ve Ehl-i Beyt (a.s.) mezhebinin canlandığı bir dönem olmuştur; öyle ki onun ilmi ve eğitim faaliyetleri sayesinde Şii mezhebi “Caferilik” adıyla anılmaya başlanmıştır.
İmam Sadık (a.s) çocukluğundan itibaren imamet kucağında büyüdü. Mübarek ömrünün 12 yılını muhterem dedesi İmam Seccad’ın (a.s) huzurunda geçirdi, onun vefatından sonra da 19 yılını alim babası İmam Bakır’ın (a.s) yanında rahmetle anarak geçirdi. İki masum imamla geçirdiği 31 yıllık birliktelik, ilahi kaynaklardan faydalanmasının yanı sıra, onun eşsiz bir bilimsel gelişmeye kapılarını açmıştır. İmam Bakır’ın (a.s) şehadetinden sonra 34 yıl boyunca imamet yükünü omuzlamışlar ve bu süre zarfında ilim o kadar yaygınlaşmış ki Şii mezhebini zirveye taşımışlardır.
İslam dünyasını aydınlatan bilim adamı
İmam Sadık (a.s), ilim ve irfan sahasında eşsiz bir kahraman olarak kabul edilebilir. Hişam bin Hakem, Cabir bin Hayyan, Malik bin Enes gibi talebeleri onun engin bilgisinden istifade etmiş, kendisinden fıkıh, kelam, felsefe ve fen bilimlerinde binlerce hadis rivayet edilmiştir. Bu ilmî mirasın genişliği o kadardır ki, Caferilik mezhebi mübarek ismiyle anılmıştır.
65 yıllık mübarek ömrüyle İmam Sadık (a.s), Peygamber Ehl-i Beyt’inin en yaşlı masum kişisidir. Allah Resulü (s.a.a) ve Emirel-Müminin (a.s)’in her biri 63 yıl yaşamış olmakla birlikte, diğer imamlardan (a.s) da daha uzun yaşamıştır. Bu eşsiz dönem, o dönemin entelektüel fırtınaları içerisinde bilgi okyanusunu açığa çıkarmak ve Şiiliğin temellerini atmak için ilahi bir fırsattı. O, mübarek hayatı boyunca Hz. Peygamber’in (s.a.a) şeriatını korumada öyle eşsiz bir rol oynamıştır ki, Şiiliğin bekası ve yayılması onun yorulmak bilmeyen gayretlerine bağlıdır. Zamanın halifelerinin Hz. Peygamber’in (s.a.a) hadislerinin naklini ve toplanmasını yasakladığı bir dönemde İmam Bakır (a.s.) ve İmam Sadık (a.s.), Nübüvvet Üniversitesi’ni kurarak Allah Resulü’nün (s.a.a.) kıymetli sünnet mirasını tehlikeden kurtarmışlardır. Bu iki değerli imam, Mescid-i Nebevî’de binlerce öğrenciye eğitim vererek, hadisleri vasıtasıyla İslam hukukunun aslını gelecek nesillere aktarmışlardır. Öyle ki bugün ister Alevi, ister Caferi, ister Bakıri, ister Seccadi diyelim, Hz. Peygamber’in (s.a.a.) öğretilerinin büyük bir kısmını, imamet yolunun bu iki yıldızının ilmi mücadelesine borçluyuz.
Düşmanlarının da tasdik ettiği erdem
Arap edebiyatında şöyle buyurulur: “Faziletin en büyük sebebi düşmanların şahitlik etmesidir.” İmam Sadık (a.s)’ın büyüklüğü o kadar büyüktü ki, muhalifleri bile onu övmek için ağızlarını açmışlardı. Maliki mezhebinin lideri ve tanınmış Sünni fakihlerden Malik bin Enes, onun hakkında şöyle der: “Cafer bin Muhammed’i (a.s.) her zaman şu üç halden birinde görürdüm: Ya namaz kılarken ya oruç tutarken ya da Allah’ı anarken. O, Allah’ın değerli kullarından ve en takvalı insanlardan biriydi.”
Malik bin Enes, İmam Sadık (a.s.) ile birlikte hac yolculuğu sırasında, o İmam’ın imanının ve korkusunun derinliğini ortaya koyan bir manzaraya tanık oldu. İmam (a.s.) Mikat’ta ihrama girerken, “Lebbeyke Allahümme lebbeyke” (Allah’ım! Emrine uydum) demekten o kadar etkilendi ki, neredeyse attan düşecekti. Malik endişeyle sordu: “Ey Allah Resulünün oğlu! “Başka çare yok, bu zikri oku.” İmam (a.s.) buyurdu: “Ey Ebu Amir’in oğlu! “Lebbeyk” demeye nasıl cesaret edebilirim? Bu ifadenin anlamı şudur: Ey Allah’ım! Ben her zaman sana itaat etmeye hazırım. Eğer: “kabul etmiyorum” derse ne yapmalıyım? Bu rivayet İmam’ın (a.s.) Allah’ın makamına olan sevgiyle karışık korkusunu göstermektedir. Günahın sonuçlarının ve Allah’ın büyüklüğünün derin bir şekilde anlaşılmasından kaynaklanan bir korku.
İsmetin büyük dersi; Günahın sonuçlarının bilmek
İmam Humeyni (r.a) masumiyet felsefesini şöyle açıklamıştır: “Masumiyet, günahın sonuçlarının tam olarak farkında olmanın sonucudur.” Masum bir insan olan İmam Sadık (a.s), günahların korkunç sonuçlarını o kadar iyi biliyordu ki, “Lebbeyk” gibi basit bir zikir çekerken bile, ilahi reddin korkusuyla dili titriyordu. Bu gerçek bize büyük bir ders verir: Günahın sonuçları hakkındaki kesinliğimizi artırırsak, hata yapmamıza izin vermeyiz. İmam (a.s.) nasıl ki takvasının zirvesindeyken en ufak bir isyandan bile kaçınmışsa, biz de onu örnek alarak kulluk yolunda sağlam adımlarla ilerleyebiliriz.
Hz. Peygamber’in (s.a.a) hakiki halefi İmam Cafer-i Sadık (a.s), sadece Şii’ler arasında değil, aynı zamanda Sünniler arasında da Allah Resulü’nün (s.a.a) pak soyundan biri ve eşsiz bir ilmi ve dini otorite olarak bilinmektedir. İslam mezheplerinin büyükleri, o hazretin ilmi faziletlerini, ahlâkî mucizelerini ve yüce makamını her zaman kabul etmişlerdir. Onlar, güzel ahlak ve insani fazilet bakımından çağlarının önderleri ve yanılmaz atalarının mirasçılarıydılar. Rivayet olunur ki, hac ibadetini yerine getirmek için Medine’ye gelen bir adam, uyandığında içinde bin dinar bulunan cüzdanının çalındığını sanmış. İmam Sadık’ı (a.s) görünce acımasızca elini tuttu ve “Sen benim cüzdanımın hırsızısın” dedi. İmam (a.s.) hiç kızmadan: “İçinde ne vardı?” diye sordu. Adam, “Bin altın dinar” dedi. İmam onu hemen yanına aldı ve ona bin dinar verdi. Adam eve döndüğünde kayıp cüzdanı bulunca utanarak İmam’ın yanına gidip parayı geri verdi, ancak İmam, “Biz, verdiğimizi geri almayız.” dedi. Adam, “Bu asilzade kimdir?” diye sordu. Ve şu cevabı duydu: “İmam Cafer-i Sadık (a.s.).” (İhkâku’l-Hak, cilt 12, s. 231)
İmam Sadık (a.s) her zaman Müslümanların birliğini önemsemiş ve Şii’leri o kadar çok sevmiştir ki, sahabelerinden bazılarına şöyle emretmiştir: “Çarşıya gidin ve eğer iki kişi para yüzünden anlaşmazlığa düşerse, bedeli benim adıma ödeyin ki kavga etmesinler.” Bu yaklaşım, onların sadece sonsuz onurlarının bir göstergesi değil, aynı zamanda toplumun birliğine ve barışına olan sevgilerinin de bir kanıtıydı.
Vasiyetname; Namazı ihmal edenlere uyarı
İmam Sadık’ın (a.s) sevgili eşi Hamide anlatıyor: İmam (a.s) ömrünün son anlarında bütün aileyi toplayarak şöyle buyurdu: “Biz Ehlibeyt’in şefaati, namazı önemsemeyenleri kapsamaz.” (Sevabu’l-A’mal, s. 205; Biharu’l-Envar, c. 47, s. 2) Buradaki ince nokta, İmam’ın (a.s.) “namazsız” değil, “namaza önem vermeyenleri” demesidir. Zira bu farzı yerine getirmede gevşeklik bile kişiyi şefaatten uzaklaştırır.
İlahi ahlakı, engin ilmi ve eşsiz hikmetiyle İmam Sadık (a.s), Hz. Peygamber’in (s.a.a.) şeriatını tahrif edilmekten kurtarmakla kalmamış, aynı zamanda cömert davranışlarıyla ümmetine birlik, beraberlik ve sorumluluk dersleri vermiştir. Bugün Baki’deki türbeleri, hem düşmanın hem de dostun şahitlik ettiği bir yücelik sembolüdür. “Sözleri ve eylemleriyle bütün hakikat arayıcılarına kurtuluş yolunu açan bu değerli İmam’a sonsuz salat ve selam olsun.”
TR.SHAFAQNA.COM
