SHAFAQNA TÜRKİYE- ABD Başkanı Trump, Salı günü Suudi Arabistan, Katar ve BAE’yi kapsayan seyahatine başladı. Bu gezi, Filistin’den başlayarak diğer Arap ülkelerine kadar Arap milletlerinin katliamlarla, açlıkla, kuşatmayla ve işsizlikle boğuştuğu bir dönemde gerçekleşiyor. Aslında bu seyahat sırasında, ABD ile üç Arap ülkesi arasındaki ekonomik anlaşmalar yoluyla, Körfez yöneticileri tarafından Arap halkının mal varlıklarının yatırım adı altında Siyonistlerin ve ABD hükümetinin cebine aktarılması amaçlanıyor.
Bu bağlamda Iraklı yazar ve analist Kasım Salman El-Abudi analitik bir not kaleme aldı:
Doha’dan akan şaibeli anlaşmalar ve milyarlarca doların ortasında, Trump Örgütü yakın zamanda Katar’da golf sahası ve lüks villalar da dahil olmak üzere büyük bir gayrimenkul projesi geliştirmek için bir anlaşma imzaladı ve bazı çevrelerde Trump’ın Suriye’ye yönelik ABD yaptırımlarını kaldırması halinde Suriye’nin başkenti Şam’ın kalbinde bir “Trump Kulesi” inşa etmekle ilgilenildiği konuşuluyor.
Aynı zamanda Suudi Veliaht Prensi, ülkesinin dört yıl boyunca ABD’ye yaklaşık 600 milyar dolar yatırım yapma kararını açıkladı; bu rakam yalnızca miktarı hakkında değil, aynı zamanda uygulanabilirliği ve sonuçları hakkında da pek çok soruyu gündeme getirdi: Bu anlaşmalar Arap ülkelerinin çıkarına mı yoksa sadece onları yöneten rejimlerin çıkarlarına mı hizmet ediyor?
Donald Trump’ın başkan olmadan önce ünlü bir iş adamı ve yüksek teknoloji ve askeri sektörlere yaptığı yatırımların yanı sıra milyarlarca dolar kâr elde eden devasa bir gayrimenkul imparatorluğunun sahibi olduğu bir sır değil. Aynı zenginlik, ulusal destek ve nüfuz çevreleriyle birlikte Beyaz Saray’a giden yolunu da döşedi.
Ortadoğu’ya yaptığı sık seyahatlere gelince, bu seyahatlerin asla basit bir diplomatik gezi olmadığını, aksine bölgenin haritasını Amerikan bakış açısına göre, siyaset ve ekonomide kâr-zarar hesapları çerçevesinde yeniden çizmeye yönelik hesaplanmış adımlar olduğunu söylemek gerekir.
Gazze’de gerginliğin tırmanması ve Esad rejiminin devrilmesinden sonra işgalcilerin Suriye’ye girmesiyle birlikte Körfez ülkeleri tarafından Trump şirketlerine “maddi yardım” ve büyük yatırımlar yapılacağı yönünde açıklamalar yapıldı; bu açıklamalar aslında Amerikan hegemonyasına eşi benzeri görülmemiş bir teslimiyetin göstergesiydi.
“(Basra Körfezi ülkelerine yönelik) dış saldırılara karşı koruma” sloganıyla sunulan bu yatırımlar, aslında Washington’un Basra Körfezi rejimlerine yönelik süregelen şantajının açık bir örneği olarak ortaya çıkıyor.
Ancak temel soru hâlâ ortada duruyor: Basra Körfezi’nin korunması gereken bu yabancı düşman kim? Gerçek şu ki, milyarlarca dolarlık varlıkları haklı çıkaracak ölçekte gerçekçi bir tehdit bulunmuyor.
Yapılan şey, Batı kasalarına para enjekte edilmesini meşrulaştırmak için hayali bir düşman yaratmak, karşılığında da Körfez rejimlerinin, halklarına maliyeti ne olursa olsun iktidarda kalacağının garantisini vermektir. Bu, her Amerikan yönetiminde tekrarlanan bir kısır döngüdür. Her yeni başkanlık döneminde bu şantaj için farklı bir başlık kullanılıyor ve ikinci döneminde “yatırım”, “stratejik işbirliği” ve “istikrarı koruma” başlıkları altında Körfez ülkelerini sömürmeye geri dönen Trump oluyor.
TR.SHAFAQNA.COM
