SHAFAQNA TÜRKİYE- Hicap ve örtünme alanında uzman Hüccetü’l-İslam Mehdi Sadri, “Hakikatin Beyanı” başlıklı kırk günlük hareketin arifesinde gerçekleştirdiği bu söyleşide, hicap ve iffetin anlamını genç nesle aktarmanın etkili yollarını ayrıntılarıyla ele alıyor.
Havza Haber Ajansı’nın haberine göre, hicabın felsefesinin ve iffetli yaşam tarzının açıklanmasını merkeze alan kırk günlük “Hakikatin Beyanı” hareketinin başlama arifesinde, şu temel soru her zamankinden daha fazla önem kazanmaktadır: Günümüz nesline -özellikle de gençlere- en derin dinî ve kültürel kavramlar nasıl etkili ve kabul edilebilir bir üslupla sunulabilir?
Söz konusu hareket, salt bir tebliğ ya da tanıtım programı değil; tebyin cihadı için stratejik bir fırsattır. Bu hareketin başarısı, muhatabın kalbine nüfuz edebilmesi ve bakış açısını dönüştürebilmesiyle ölçülür. Medya kaynaklı meydan okumalar ve şüpheler karşısında, bu programın doğru ve titiz bir şekilde uygulanması iki kat önem taşımaktadır.
Bu söyleşi, hayati gereklilikleri mercek altına alarak hicap ve iffet mesajının etkili biçimde aktarılması için bir çerçeve çizmeyi amaçlamaktadır. Böylece bu değerlerin, bugünün gencinin hayatında kenarda kalmaktan çıkıp merkeze yerleşmesi ve içselleştirilmiş, gönüllü bir inanca dönüşmesi hedeflenmektedir. Bu bağlamda hicap alanı uzmanı Hüccetü’l-İslam Mehdi Sadri ile yapılan bu söyleşi, gelecek neslin eğitimi konusunda hassasiyet taşıyanların istifadesine sunulmaktadır.
• Hicap felsefesinin ve iffetli yaşam tarzının açıklanmasını merkeze alan “Hakikatin Beyanı” adlı kırk günlük program dikkate alındığında, sizce bu hareketin etkili ve cazip bir tebyin cihadına dönüşmesi ve özellikle genç neslin kalbine ve zihnine hitap edebilmesi için hangi içerik, medyatik ve uygulamaya dönük unsurlar öncelik taşımalıdır?
• Genç neslin en çok dile getirdiği hangi şüphe ya da itiraza odaklanılmalı ve buna verilecek cevaplar hangi içerik formatında sunulmalıdır?
Bismillahirrahmanirrahim
Hiç şüphesiz bu yaklaşım, genç nesille iletişim kurmanın ve köklü değerleri yaygınlaştırmanın en etkili ve en cazip yollarından biridir. Buyurgan yöntemlere dayanmak yerine, somut ve örnek alınabilir rol modeller sunarak içsel bir motivasyon oluşturur.
Tebyin Cihadında Rol Model Oluşturmanın Merkezî Rolü
Ne yazık ki son yıllarda yeterince üzerinde durulmayan en etkili adımlardan biri; hicaba sahip, iffetli yaşam tarzına bağlı, başarılı ve etkili kadınların topluma —özellikle de genç kızlara ve genç kadınlara— sistemli bir şekilde tanıtılmasıdır. İffet ve hicap gibi değerlere gençleri teşvik etmenin en güçlü ve en sağlıklı yolu; bu değerleri koruyarak ilerleme ve kemal yolunu kat etmiş, saygın, benzerlik kurulabilir ve gerçekçi iyi rol modeller sunmaktır.
Günümüzde bilimsel, kültürel, sosyal ve sportif alanlarda imanlı ve hicaplı pek çok genç kız ve kadın, ulusal ve uluslararası düzeyde dikkat çekici başarılara imza atmıştır. Ancak ne yazık ki medya, özellikle de devlet televizyonu (radyo-televizyon kurumu), bu parlak ve ilham verici şahsiyetleri topluma tanıtma konusunda gereken ilgiyi ve çabayı göstermemiştir.
Buna karşılık geçmiş yıllarda zaman zaman kamu imkânları ve bütçeleri kullanılarak, hicaptan ya da ahlaki bağlılıklardan yoksun bazı kişilerin “başarılı rol modeller” olarak topluma ve özellikle de kız çocuklarımıza sunulduğuna tanık olunmuştur. Açıkça ifade etmek gerekir ki bu yaklaşım, ne yazık ki ülkenin medya sistemi içinden toplumun değerlerine vurulmuş en büyük kültürel darbelerden ve haksızlıklardan biri olmuştur.
Sorun yalnızca tanıtmamak değil, kimi zaman uyumsuz rol modellere yatırım yapılmasıdır. Resmî ve medya desteğiyle, değerlere açık bir bağlılık göstermeyen bazı şahsiyetler “rol model” olarak öne çıkarıldığında bunun sonucu gençlerin doğal olarak o figürlere yönelmesinden başka bir şey olmaz. Hatta zaman zaman bu kişilerin, bir dönem kendilerini meşruiyet ve itibar makamına taşıyan aynı sistemle karşı karşıya geldiklerine de tanık olunmaktadır.
Başarılı Müslüman Kadın Rol Modelinin Kapsamlı Tanımı
En doğru çözüm; imanlı, hicaplı, iffetli ve toplumsal etkisi olan kadınlara yönelmek ve onları tüm azametleriyle topluma özellikle de genç kızlara tanıtmaktır. Ancak bu tanıtım yalnızca başarıya dair klasik alanlarla (bilim, spor gibi) sınırlı kalmamalıdır.
Zira bu değerli kadınların birçoğu daha derin ve daha temel rollerde de parlamaktadır:
• En iyi insanları yetiştirmiş başarılı kadınlar,
• Şehit anneleri ve eşleri; sabrın, fedakârlığın ve hayatın manevî yönetiminin canlı örnekleri,
• Sevgi ve özveriyle aile yuvasını ayakta tutan, salih nesiller yetiştiren imanlı ev hanımları.
Ne yazık ki gelinen noktada, kızlarımızdan bazılarının ev hanımlığını ya da eş olmayı bir değer kaybı olarak gördükleri bir anlayış ortaya çıkmıştır. Bu bakış açısı, bu yüce rollerin izzetinin ve ihtişamının tanıtılmasındaki ihmalin doğrudan sonuçlarından biridir.
O hâlde yapılabilecek ilk ve en acil iş tam olarak şudur:
Gerçek Müslüman kadın rol modellerini, toplumsal sahneden sıcak aile yuvasının merkezine kadar etki alanlarının tümünde yeniden tanımlamak ve tanıtmaktır.
Mutlak Özgürlük Şüphesine Odaklanmak ve Cevabı Gerçek Diyalogla Sunmak
Özgürlük ve irade tartışmalarında, sınır tanımayan özgürlük kavramı üzerinde özellikle durulabilir. Bazıları şöyle iddia etmektedir: “İstediğimiz gibi giyinmekte, istediğimiz her şeyi yapmakta ve istediğimiz her sözü söylemekte özgürüz.”
Oysa meseleye dinî bir bakış açısından değil yalnızca akl-ı selim temelinde yaklaşıldığında bile, mutlak özgürlüğün anlamlı olamayacağı açıktır. Akıl sahibi bir insan şunu idrak eder: Eğer her birey hiçbir çerçeveye bağlı olmaksızın yalnızca kendi arzularına göre hareket etme hakkına sahip olursa, toplumsal düzen çok kısa sürede çöker; ortak yaşam kaosa ve düzensizliğe sürüklenir.
Gerçek özgürlük tüm sınırların ortadan kalkmasında değil; başkalarına karşı sorumluluk bilinci içinde ve toplumun ortak menfaatlerini gözeterek seçim yapabilme yeteneğinde anlam kazanır. Akl-ı selim bize şunu söyler: Her bireyin hakkı, başkalarının haklarına tecavüz etmediği sürece saygındır. Dolayısıyla dinî öğretilere başvurmaksızın dahi, sınırsız ve kayıtsız özgürlüğün ne savunulabilir ne de pratikte mümkün olduğu açıkça ortaya konabilir.
Münazara Yönteminde Ehl-i Beyt (a.s.) Sîretini Örnek Almak
Bu diyalog ve münazara formatı, İmam Rıza (a.s.) ve Şehit Dr. Beheşti gibi büyük şahsiyetlerin açıkça ortaya koydukları üzere, yalnızca kişinin kendi haklılığına olan güven ve yakînin göstergesi değil; aynı zamanda onu kamusal alanda ispat etmenin en etkili yoludur.
Ancak bunun için muhaliflerin konuşmasına izin vermek gerekir. Bu yaklaşım İmam Rıza’nın (a.s.) amelî sîretinden, güçlü mantığından ve İslâmî özgür düşünce anlayışından kaynaklanmaktadır. Muhaliflerimizin söz söylemesine imkân tanımalıyız. Nitekim İmam Rıza (a.s.), din ve mezhep karşıtlarıyla karşılaştığında onlara söz hakkı verir, kendilerini ifade etmelerine izin verirdi; fakat önceden iki şart koyardı:
Birincisi, delil ve burhanla konuşmaları; ikincisi, edep ve saygı çerçevesini korumaları.
İşte bu yöntem, bizzat Şiîliğin haklılığının ispatına vesile olmuştur. Bugün de aynı yolu izlememiz gerekir.
Geçmiş yıllarda devlet televizyonundaki (radyo-televizyon kurumu) bazı dostlara şunu defalarca önerdim: “Gelin, hicap konusu üzerine bir program yapalım; fakat şu şekilde: Önce muhaliflere konuşma imkânı verelim. Yalnızca şu şartı koyalım ki delil, mantık, edep ve saygı ile konuşsunlar.
Örneğin desinler ki: ‘Ben hicabı kabul etmiyorum’ ya da ‘Bu şekilde yaşamak istiyorum’; fakat mutlaka aklî, psikolojik ya da sosyolojik bir gerekçe ortaya koysunlar. Ardından biz de delillere dayalı bir cevap verelim.”
Biz eminiz ki elimizi dolduran güçlü bir birikime sahibiz ve sağlam dinî ve ilmî temellere dayanıyoruz. Nitekim İslâm İnkılabı Rehberi yıllardır özgür düşünce kürsülerine vurgu yapmaktadır. Ancak ne yazık ki bu kürsülerin birçoğu —özellikle bazı üniversitelerde ve ilmî havzalarda— yapay ve klişe bir hâl almıştır. Kimin ne konuşacağı önceden bellidir; sorular da kalıplaşmış şekilde sorulmaktadır.
Münazaranın Etkililiği
Gerçek ve özgür münazaralara imkân tanınmalıdır ki cevaplar gerçekçi bir atmosferde verilebilsin. Örneğin, hicaba karşı olan bir kişinin bir televizyon programına ya da dijital mecralarımıza katılarak şüphesini açıkça dile getirmesi ve konuya hâkim, sorumluluk sahibi bir uzmanın da güçlü ve ikna edici bir cevap sunması sağlandığında, en azından şu sonuç elde edilir:
Muhalifler fikrî olarak etkisiz hâle gelir ve artık “sesimiz duyulmuyor” iddiasında bulunamazlar.
Bu yöntem hem İslâm mantığının gücünü ortaya koyar, hem şeffaflık sağlar, hem de kültürel etkisi tek taraflı anlatıma kıyasla çok daha yüksek olur.
Ne yazık ki son yıllarda, gerek ilim havzalarında gerek üniversitelerde muhaliflerin görüşlerini açık ve eksiksiz biçimde dile getirmelerine gerektiği gibi izin vermedik ki biz de onlara açık ve sağlam cevaplar sunabilelim. Şu ihtimali yeterince düşünmedik: Eğer onların sesi duyulmazsa, bir gün gelip çoğunluk hâline gelmeleri mümkündür. Bugün de çözüm, yine gerçek münazaralar ve özgür düşünce kürsülerinin kurulmasıdır; elbette belirli bir çerçeveyle:
En baştan ilan edilmelidir ki taraflar; delille ve mantıkla, gürültüsüz, kışkırtmasız ve edep çerçevesinde konuşmak zorundadır.
Biz dinimizin ve mezhebimizin haklılığına kesin bir inanca sahibiz. Doğru yöntemle ve sağlam mantığımızdan beslenen bir özgüvenle ilerlediğimiz takdirde, sözümüzün ve iddiamızın mutlaka ispatlanacağına inanıyoruz.


