Hz. Zeyneb’in (s.a.) “Ben güzellikten başka bir şey görmedim” sözünün felsefesi

by Türkçe Haber Ajansı

SHAFAQNA TÜRKİYE- “Her gün Aşura, her yer Kerbela’dır” dediğimizde, bu olayı tarihsel bir sınırın dışına taşımış oluruz. Tarih ile kültür arasındaki fark şudur: Tarih insanın gerisinde kalır, kültür ise onun karşısında durur. Kültür canlı ve süreklidir; tarih ise tamamlanmıştır.

Shafaqna’nın haberine göre; Aşura her ne kadar bir eylem sahnesi olsa da ve İmam Hüseyin (a.s.) ile yarenleri davranışlarıyla hakkın hak, batılın batıl olduğunu tarih boyunca kanıtlamış olsalar da, bu olaydan geriye kısa ama derin anlamlar taşıyan sözler kalmıştır. Bu sözler, hak taliplerinin tarih boyunca izleyeceği yolu göstermektedir. Bunlardan biri de Hz. Zeyneb’in (s.a.), Yezid’in meclisinde, onca acı ve sıkıntıdan, sevdiklerinin şehadetine tanıklık ettikten sonra söylediği şu sözdür:
“Ben güzellikten başka bir şey görmedim!”

Bu sözün felsefesini incelemek amacıyla, havza ve üniversite hocası, Kum Fetuh-i Endişe Enstitüsü Başkanı Hüccetü’l-İslam Dr. Ahmed Rehder ile yapılan söyleşinin tam metni aşağıdadır:

Hz. Zeyneb’in (s.a.) “Ben güzellikten başka bir şey görmedim” sözü, Kerbela’daki tüm felaketlerden sonra hangi anlama işaret etmektedir ve hangi irfanî kulluk makamını yansıtmaktadır?

Burada iki noktaya dikkat etmek gerekir. Birincisi, Kerbela olayının ruhu, Hüseynî cephenin itaati ile Yezidî cephenin isyanı arasındaki karşıtlıktır. İtaatin galibiyeti doğası gereği güzeldir. Hz. Zeyneb (s.a.) bunun bir bedeli olduğunu bilmektedir; ancak tüm acılarına rağmen bu bedeli kabul etmiştir. Çünkü onun öncül aklı, Kerbela olayının sonrasındaki sonuçları görmektedir.

Bugün biri Kerbela’yı analiz ettiğinde, bu olayın tüm hüznüne rağmen nasıl pek çok insanın kemaline ve hidayetine vesile olduğunu açıkça görür.

Hz. Zeyneb’in (s.a.) bu sözü bir yönüyle Kerbela’nın ruhuna, yani ilahî itaati sabitleyen özüne işaret eder. İkinci yönüyle ise mümin, varoluşsal genişliğe (manevî derinliğe) ulaştığında, tarih boyunca insanlığın en büyük musibetleri bile onun bu içsel büyüklüğünü sarsamaz.

Bu nedenle Kerbela’yı olgusal (fenomenolojik) açıdan ele aldığımızda, son derece ağır ve büyük bir olaydır; masum ve pak insanlar en vahşi şekilde şehit edilmiştir. Ancak Kerbela’yı Hz. Zeyneb’in (s.a.) varoluşsal genişliğiyle değerlendirdiğimizde, Aşura olayı onun hedefinden sapmasına neden olacak bir etki oluşturmaz. Elbette zorluk vardır, fakat bu zorluk Hz. Zeyneb’in (s.a.) ideallerinin saflığı karşısında onu saptıracak ölçüde değildir. Nitekim İmam Seccad (a.s.) şöyle buyurmuştur:
“Bizim için öldürülmek bir gelenektir, şehadet ise bizim izzetimizdir.”

Dolayısıyla Hz. Zeyneb’in (s.a.) varoluşsal kapasitesi bundan çok daha geniştir ve olaylara farklı bir perspektiften bakar. Onun düşünce dünyasında şehitleri görmek, hikmet makamına ulaşmak, ilahî yakınlığa erişmek ve Allah’ın rızasına kavuşmaktır. Bu kavramlar ve olaylar, Ehl-i Beyt’in akil kadını olan Hz. Zeyneb’i sarsamaz. Bu yüzden yaşananlara “güzel” der. Kerbela, Hz. Zeyneb’in (s.a.) gözünde Kerbela kafilesinin toplumsal yakınlaşması için fırsat oluşturan bir zemindir.

Öte yandan bu tarihi söz, daha yüzeysel analizlerle de ele alınabilir. Buna göre Hz. Zeyneb’in (s.a.) bu ifadesi, kendini galip zanneden düşmanın moralini bozmak ve esir kafilesine moral vermek amacıyla söylenmiş destansı bir duruştur.

Dolayısıyla Hz. Zeyneb (s.a.) bir mücadele cephesine girmiştir ve bu safhanın öncüsü olarak düşman karşısında susamaz. Onun olumlu yönü esir kafilesini kuşatırken, olumsuz yönü düşmanın ruhunu ezip geçmektedir.

Aşura olayının toplumsal öneminin felsefesi nedir؟

Bazı ibadetler bireysel yakınlaşmayı hedefler; oruç gibi. Ancak cihat, toplumsal yakınlaşmayı esas alan bir ibadettir. Örneğin, sekiz yıllık İran-Irak Savaşı’nda (Mukaddes Savunma) açılan savunma sofrası, çok sayıda insan için manevî bir fırsat oluşturdu ve bu sofraya oturanlar ilahî yakınlığa ulaştı.

Kerbela da hak ile batıl mücadelesinin en eşsiz sahnesini oluşturarak, İmam Hüseyin’in (a.s.) kafilesi için toplumsal yakınlaşma fırsatı sundu. Bu kafilede yer alan herkes – esir, yaralı, kadın, erkek, yaşlı, genç – bu bereketten faydalandı. Bunun sebebi Aşura olayının yüksek toplumsal kapasitesidir.

Bu yaklaşımla “Her gün Aşura, her yer Kerbela’dır” sözü nasıl anlaşılmalıdır؟

Bu söz bir hadis değildir; İslam ümmetinin, özellikle Şiîlerin, tarih boyunca Kerbela’nın ruhundan çıkardıkları ortak bir bilinçtir. Dikkat çekici olan, bu ifadenin Kerbela dönemine değil, daha sonraki yüzyıllara ait olmasıdır. Yani bu söz, ümmetin Kerbela’ya dair sonradan geliştirdiği bir okumadır.

Bu cümle açıldığında şu anlam ortaya çıkar: Aşura bir tarih değil, bir kültürdür. Tarih insanın gerisinde kalır; kültür ise onun önünde ve hayatının içindedir. Kültür canlıdır, tarih ise tamamlanmıştır.

“Her gün Aşura, her yer Kerbela’dır” demek; benim için her gün Aşura, bastığım her yer Kerbela’dır demektir. Yani hak ile batıl mücadelesi asla bitmemiştir ve benim görevim her zaman Kerbela tarafında yer almaktır.

TR.SHAFAQNA.COM

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YORUM YAP