Ayetullah Cevadi Amoli, Müslüman araştırmacıların İslam’ın derin ve yeni maarifini ilmî ve istidlalî (delile dayalı) bir şekilde sunmaları gerektiğini vurguladı
SHAFAQNA TÜRKİYE- Shafaqna’nın haberine göre, Ayetullah Cevadi Amoli, İran İslam Cumhuriyeti’nin Vatikan Büyükelçisi Hüccetü’l-İslam Muhammed Hüseyin Muhtari ile yaptığı görüşmede, yurt dışındaki ruhani temsilcinin öncelikle kültürel faaliyetlere odaklanması gerektiğini belirtti. Düzenlenen toplantı ve oturumların, derin bir İslam bilgisi ve Kur’an-ı Kerim’in öğretilerinin açıklanması temelinde olması gerektiğini ifade etti.
Kur’an-ı Kerim’de İslam ile Hristiyanlık arasındaki ilişkiye değinen Ayetullah Cevadi, Kur’an’ın iki yönlü bir mesaj çizdiğini söyledi: Bir yandan İsa (a.s.), son Peygamber’i müjdelemiştir; diğer yandan Muhammed (s.a.a.), önceki ilahi peygamberleri ve İsa’yı tasdik etmiştir. Bu nedenle vahiy ve nübüvvetin özünde İslam ile Hristiyanlık arasında bir çelişki yoktur; her ikisi de tevhid ve ilahi vahiy yolundadır.
İslamî sistemin yapısına da değinen Ayetullah Cevadi, sistemlerinin “İmamet ve Ümmet” sistemi olduğunu belirtti. Bu sistemin görevinin yalnızca halkı bilgilendirmek ve cehaleti gidermek olmadığını; bilgisizliği giderme görevinin ilahiyat medreseleri ve üniversitelere, kültürel bilinçsizliği giderme görevinin ise hüseyniyye ve camilere ait olduğunu söyledi. İmamet ve Ümmet sisteminin asıl sorumluluğunun “cahiliyetle mücadele” olduğunu vurguladı.
Vatikan’daki İran Büyükelçiliği’nin faaliyetlerinin de bu doğrultuda olması gerektiğini, temel misyonun cahiliyetle mücadele olması gerektiğini ifade etti.
Hayber Gazvesi’ne değinerek, Hayber’in fethinin Medine Müslümanları için çok önemli ve belirleyici olduğunu, Ali ibn Ebi Talib’in (a.s.) bu olaydaki kahramanlığının bilinen bir hakikat olduğunu söyledi. Ancak aynı gün Cafer bin Ebu Talib Habeşistan’dan Medine’ye dönmüştü. Peygamber Efendimiz (s.a.a.), onun dönüş haberini aldığında: “Hayber’in fethine mi yoksa Cafer’in dönüşüne mi daha çok sevineyim, bilmiyorum” buyurmuştur.
Cafer’in bir âlim ve tebliğci olduğunu, yıllarca Habeşistan’da İslam’ı anlattığını ve dinin mesajını oraya taşıdığını belirten Ayetullah Cevadi, Peygamber’in nazarında bu kültürel ve tebliğ misyonunun Hayber’in fethiyle eşdeğer görüldüğünü ifade etti. Fetih yalnızca kılıçla olmaz; kalem ve beyanla da fetih mümkündür. Bir ruhani’nin görevi, doğru tebliğ ve açıklama ile bir toplumu dönüştürebilmektir.
Yurt dışındaki Müslümanlar arasında ilmî–araştırma merkezli bir çekirdek kadro oluşturulmasının gerekliliğini vurgulayan Ayetullah Cevadi, az sayıda Müslüman dahi bulunsa, en az birkaç araştırmacı ve müteahhit (adanmış) hocadan oluşan bir ilmî yapının kurulması gerektiğini söyledi. Bu yapının vahiy, nübüvvet, mead (ahiret) ve İslam’ın temel esaslarını açıklama ekseninde faaliyet göstermesi gerektiğini belirtti.
Araştırmacıların İslam ile Hristiyanlık arasındaki ortak noktaları bilmeleri ve bunları ifade etmeleri, karşı tarafın dinine saygı göstermeleri; bununla birlikte İslam’ın derin ve yeni maarifini ilmî ve delile dayalı biçimde sunmaları gerektiğini vurguladı. Dinler arası diyaloğun, karşılıklı saygı ve sağlam temellere dayanan yeni fikirlerin sunulmasıyla verimli olacağını ifade etti.
Bu kişilerin araştırma ve öğretim doğrultusunda yetişmeleri ve ilmî kimliklerini korumaları gerektiğini, ilmî ve dinî misyonlarıyla ilgisi olmayan yan işlerle meşgul olmanın bir din âliminin kimliğiyle bağdaşmadığını söyledi. Böyle bir ilmî yapının az sayıda kişiyle dahi düzenli, derin ve sistemli çalışması hâlinde büyük kültürel etkiler doğurabileceğini belirtti.
Son olarak, Batı toplumlarına ahiret meselesinin doğru şekilde anlatılmasının önemini vurguladı: İnsan ölümle yok olmaz; adeta kabuğundan çıkar. Eğer insan ebedî bir varlıksa, o hâlde ebedî olanı aramalıdır.