SHAFAQNA TÜRKİYE- Ayetullah Cevadi Amoli, Ali bin Ebu Talib’in ilmî ve amelî büyüklüğü hakkında şöyle demiştir: Kâmil insan, bütün kemallerin ve bütün sözlerin özünü kendinde toplayan kişidir. Bu yüzden “Bana kapsamlı sözler verildi (أُعطیت جوامع الکلم)” diyebilir.
Shafaqna’nın haberine göre, Ali bin Ebu Talib’in şehadet yıldönümü münasebetiyle Ayetullah Cevadi Amoli’nin Şemim‑i Velayet adlı eserinden, o hazretin ilmî ve amelî büyüklüğü hakkında bazı bölümler yayımlandı.
Bu taklit mercii, Ali bin Ebu Talib’in büyüklüğü hakkında şöyle buyurur:
Ali bin Ebu Talib, kâmil insanın ve tam ilahî halifenin en açık örneğidir. Böyle bir insan, Allah’ın güzel isimlerinin tecelli ettiği ve yüce sıfatlarının göründüğü mümkün varlık âlemindeki bütün hakikatlere vakıftır.
Cevadi Amoli şöyle devam eder: Kâmil insan bütün kemalleri ve bütün sözleri kendinde toplayandır. Bu sebeple “Bana kapsamlı sözler verildi” diyebilir. Nitekim bu ifade Hazreti Muhammed hakkında nakledilmiştir.
Peygamber Efendimiz, Ali bin Ebu Talib hakkında şöyle buyurmuştur: “Ali’ye bütün ilimlerin özü verilmiştir.”
Gerçekte “kapsamlı sözler” ifadesi bile yeterlidir; çünkü kâmil insanın makamı tek bir hakikattir. Maddî dünyada ise “﴿ve enfusenâ ve enfusekum﴾” (Âl-i İmrân 61) ayetine göre Ali bin Ebu Talib’in varlığı, Allah Resûlü’nün temiz ruhuyla aynı hakikatin tecellisidir.
Ali (a.s.) kâmil insan ve “konuşan Kur’an”dır
Ayetullah Cevadi Amoli, Ali’yi kâmil insan ve “konuşan Kur’an” olarak tanıtarak şöyle yazar:
Hazret Ali kendisini Allah’ın halifesi ve Allah’ın velisi olarak anmıştır. Mali işlerden sorumlu görevlilere yazdığı resmî talimatlardan birinde şöyle buyurmuştur:
“Sonra şöyle diyeceksin: Ey Allah’ın kulları! Allah’ın velisi ve halifesi beni size gönderdi…”
Ayrıca kâmil insan hakkında – ki bu sıfat **Muhammed el-Mehdi için de geçerlidir – şöyle buyurmuştur:
“Allah’ın hüccetlerinden kalan bir bakiye ve peygamberlerinin halifelerinden bir halifedir.”
Buna göre dış dünya suskun bir kitaptır, iç dünya yani kâmil insan ve ilahî halife ise konuşan bir kitaptır. Yazılı Kur’an dış dünyanın sırlarını içerir; kâmil insan ise bunların hepsini kendi iç dünyasında müşahade eder.
Kur’an’ı gerçek anlamıyla tanıtanlar Ehl-i Beyt’tir
Cevadi Amoli, eserinin başka bir bölümünde Ali bin Ebu Talib’i a.s hikmet sahibi Kur’an’ın tanıtıcısı olarak görür ve Ehl-i Beyt’in Kur’an’ı gerçek anlamıyla tanıtan tek merci olduğunu belirtir.
Emirü’l-Müminin’in Kur’an’ı açıklama yetkinliği iki yönden ispatlanabilir:
O, Ehl-i Beyt’tendir ve onların Kur’an’ı açıklama hakkına dair gelen tüm deliller Ali’yi de kapsar.
Ali’nin a.s ilmî ve amelî liyakati hakkında özel rivayetler vardır.
Ehl-i Beyt’in Kur’an ilimlerini açıklamadaki önceliğinin delillerinden biri de, hem Sünnî hem Şiî kaynaklarda kabul edilen Hadis-i Sekaleyn’dir.
Ali bin Ebu Talib a.s Nehcü’l-Belâğa’da Ehl-i Beyt hakkında şöyle buyurur:
Ayetullah Cevadi Amoli, Ali’nin büyüklüğünü şu şekilde özetler:
Ali vahyin nurunu manevî gözleriyle görür, nübüvvetin kokusunu hissederdi.
Dinî esasların doğruluğuna dair tam bir yakine sahipti ve hiçbir şüphe onu sarsamazdı.
İlahi hakikatleri sadece düşünceyle değil, manevî müşahedeyle bilirdi.
İlahi basireti hiçbir zaman yanıltıcı olmadı; ne kendisi yanıldı ne de başkalarını yanılttı.
Kur’an onunla birlikteydi ve onu asla terk etmedi.
Sahip olduğu ilmi tamamen açıklasaydı insanlar bunu taşımakta zorlanırdı.
“Ben hayattayken istediğinizi sorun; kıyamete kadar olacak olayları size haber veririm” buyurmuştur.
“Göğün yollarını, yeryüzünün yollarından daha iyi bilirim” demiştir.
Ayrıca şöyle buyurmuştur: “Ben sizin aranızda büyük emanet olan Kur’an’a göre amel etmedim mi ve küçük emanet olan Ehl-i Beyt’i size bırakmadım mı?”
Kur’an-ı Kerim de Kur’an’ın gerçek ilminin Ehl-i Beyt’e ait olduğunu bildirir. Çünkü “O, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur’an’dır; ona ancak tertemiz olanlar dokunabilir” (Kur’an).
Ayrıca “Allah, siz Ehl-i Beyt’ten kiri gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister” (Kur’an) ayetine göre Ehl-i Beyt günah ve her türlü manevi kirden arındırılmıştır. Bu nedenle Kur’an’ın içsel anlamlarına ulaşma ve onu doğru şekilde açıklama konusunda özel bir yetkiye sahiptirler.