İran, Ayetullah Sistani’nin düşünce sistemi ve yaşam anlayışında “Eğer İran iyi durumdaysa kalbim sevinçle dolar; ancak İran’dan bana kötü bir haber gelirse kalbim incinir.”

SHAFAQNA TÜRKİYE- Hatırlıyorum ki Ayetullah şöyle buyurmuşlardı:
“Herkes dikkatli olsun. Hiç kimse yalnızca kendi talebinde ısrar etmesin. Özgürlük saygındır; ancak hiçbir kesim sadece kendi isteğinde diretmemelidir. Başka hususlar da vardır. Bütün grupların ve toplumsal kesimlerin talepleri dikkate alınmalıdır. Tehlikelere karşı uyanık olun. Sakın birileri yabancıya ve dış güçlere göz dikmesin ya da onlara başvurmasın. Irak’ta yaşananlar başka yerlerde de yaşanırsa, oradan çıkış mümkün olmayabilir. … Ben beş yıldır evimden dışarı çıkmadım. Eğer İran iyi olursa kalbim sevinir; fakat inanın, İran’dan kötü bir haber alırsam kalbim yaralanır ve bu benim için, yıllardır evden çıkmamaktan daha ağır bir acıdır.”

Bir kez daha hatırlatalım: Ayetullah Sistani, çeyrek yüzyıldan daha kısa bir süre İran’da yaşadı ve son derece sınırlı maddi imkânlarla Necef’e gitti. Hiçbir zaman “İran benim için ne yaptı?” ya da “filan kişi bana ne yaptı?” diye düşünmedi. O, her zaman “İran ve değerli halkı için ne yapılabilir?” diye düşündü.

Shafaqna’nın haberine göre, Ebulfazl Fateh “Ayetullah Sistani’nin düşünce sisteminde İran” başlıklı notunda şöyle yazıyor:

Bismillahirrahmanirrahim

Krizlerin ortasında milletlerin kaderini belirleyen yalnızca sert güç değildir; aynı zamanda düşüncenin gücü, kararların niteliği, zamanın dönüşümlerini doğru anlama ve toplumsal katmanların—özellikle de aydınların—zamanında rol üstlenebilme kapasitesidir.

Şii yüksek merciiyet kurumu, tarih boyunca sadece dinî bir otorite değil; aynı zamanda toplumsal bir sığınak, tarihsel bir dayanak ve kritik eşiklerde millet iradesinin bir tezahürü olmuştur. Bu kurumlar, kriz anlarında stratejik yönlendirmelerle toplumu sevk etmiş ve dönüşümlerin yönünü belirlemiştir. Yabancılar ve işgalciler karşısındaki direnişleri, bölge halklarının tarihinde kalıcı sayfalar açmıştır. Tarihsel tecrübe de göstermektedir ki bu merciiyet, hikmet ve sorumlulukla sahaya girdiğinde, gelişmeleri bağımsızlık, onur ve istikrar lehine yönlendirebilmiştir.

Ayetullah el-Uzma Sistani’nin düşünce dünyasında ve siyasi hayatında İran, ayrıcalıklı ve belirleyici bir konuma sahiptir. İran, Şiiliğin tarihsel kalbi ve kimlik merkezidir. Ancak onun İran’la ilişkisi yalnızca dinî değil; derin tarihî, kültürel ve kimliksel katmanlara dayanır.

İran, onun ilk vatanı ve kişiliğinin oluştuğu zemindir. Yirmi yılı aşkın bir süre bu topraklarda yaşamış, eğitim görmüş ve yetişmiştir; farklı ilimlerin yanı sıra hat sanatı gibi alanlarda da kendini geliştirmiştir. Bu nedenle, her İranlı gibi, İran’ın büyüklüğü, istikrarı ve bütünlüğüne dair kaygı, onun varlığında canlı ve süreklidir.

Pasaportu İran’dır; kökeni İsfahan ve Sistan’a dayanır, doğumu ise Meşhed’dedir. Bu bile tek başına İran kimliğiyle derin bağını gösterir. Farsçanın korunmasına verdiği önem de bunun göstergesidir; öyle ki Saddam döneminde, çocukları için Farsça öğretmeni tutarak bu dili ve kültürel kimliğin bir parçasını Arapça bir ortamda muhafaza etmiştir.

Bununla birlikte, onun tarihsel ve medeniyet perspektifi, İran’a bağlılığının bireysel yaşamın ötesinde olduğunu gösterir. Hatta İranlı olmasaydı bile, İran’ın yeri ve kaderi konusunda derin bir hassasiyet geliştirecekti. Bugün İran’a yönelik saldırıları kınayan ardışık açıklamaları, bu bağın ve İran’ın Şii kimliğindeki rolünün göstergesidir. Oysa son yıllarda İran yönetimiyle yönetim biçimi, sivil haklar, seçim sistemi, protestoculara yaklaşım ve toplumsal-kültürel meseleler gibi alanlarda ciddi görüş ayrılıkları olduğu da bilinmektedir.

Buna rağmen, İran’dan ve inançtan savunulması gereken yerde, bu görüş ayrılıkları onu geri tutmamış; aksine herhangi bir beklenti içine girmeden tavrını ortaya koymuştur.

Ayetullah’ın modeli—hikmet, maneviyat, akılcılık ve itidalin nadir örneklerinden biri—özellikle İran’daki düşünce çevreleri için üzerinde durulması gereken bir örnektir. Bu model, tarihî anlarda tereddütleri giderebilir.

O, her durumda, o anın karmaşıklığına uygun, etkili ve isabetli tutumlar almıştır. Yolsuzluğa karşı ve halkın haklarını savunmak için siyasetçileri kabul etmeyi reddetmiştir. Irak’ta etnik ve mezhepsel çeşitliliğin anayasal dengeyle tanınmasını sağlamıştır. Amerikalıları fetva ile değil, “sandık” yoluyla Irak’tan çıkmaya zorlamıştır. Ancak aynı kişi, DEAŞ karşısında tarihî cihat fetvasını vererek kritik bir çıkış yolu sunmuştur.

Yakın dönemde İran konusunda da birden fazla uyarı bildirisi yayımlamıştır.

28 Haziran 2025 gecesi, İran’a yönelik tehditler artarken yayımladığı bildiride şöyle demiştir:
“Bu tür suç teşkil eden her eylem, dinî ve ahlaki ilkelerin ihlali olmasının yanı sıra uluslararası hukukun da açık ihlalidir ve tüm bölge için çok ağır sonuçlar doğurabilir.”

Son savaşta da İran’a yönelik saldırıları en sert ifadelerle kınamış ve dünya kamuoyunu İran halkıyla dayanışmaya çağırmıştır.

Yazar, ardından iki kişisel gözlemini aktarır:
Birincisi, yakın zamanda Necef’te yapılan ziyarette, İran’a yönelik olası saldırılar konusunda ciddi kaygılar dile getirilmiş ve “İran zarar görürse bu büyük bir kırılma olur” denmiştir.

İkincisi ise 2003 yılında, Irak’ın işgali sonrası yapılan görüşmedir. O dönemde Ayetullah şu uyarılarda bulunmuştur:

İran’da herkes dikkatli olmalı, birlik içinde hareket etmeli, halkın taleplerine kulak vermeli ve yabancılara bel bağlamamalıdır.
Toplumda farklı görüşler olabilir; ancak dinî değerlere saygı korunmalıdır.
Kimse kimseye zarar vermemelidir.
Ülke yönetiminde ehil ve bilgili kişiler birlikte çalışmalıdır.

Ve tekrar şu cümleyi vurgulamıştır:
“Eğer İran iyi olursa kalbim sevinir; kötü haber gelirse kalbim incinir.”

Bu sözler bugün için de geçerlidir. Günümüzün karmaşık şartlarında bu yaklaşım hayati önem taşımaktadır.

Yabancılara dayanmaktan kaçınmak, ulusal birlik ve akılcılığı korumak, toplumsal uyumu güçlendirmek ve diğer milletlerin tecrübelerinden ders almak, İran’ın mevcut krizlerden çıkış yolunu oluşturabilir.

Ayetullah, kısa süre İran’da yaşamış olmasına rağmen, her zaman İran ve halkı için ne yapılabileceğini düşünmüştür.

Selam ile

Ebulfazl Fateh

ETİKETLENDİ:
Bu Makaleyi Paylaş