The Mirror Yazarı: Trump’ın Son İtirafı “Hollywood Zaferlerini” Gölgede Bıraktı

SHAFAQNA TÜRKİYE- ABD Başkanı Donald Trump’ın, Fox News’e verdiği son röportajındaki ifadeleri, The Mirror gazetesindeki yazıda değerlendirildi.

İngiltere merkezli The Mirror gazetesinin ABD editörü Christopher Bucktin tarafından kaleme alınan değerlendirme yazısında ABD Başkanı Trump’ın çelişkili açıklamaları ve İran’a yönelik savaşındaki başarısızlıkları masaya yatırıldı. Trump’ın kumarhanede iflas ettikten sonra yaşadıklarına finansal açıklama getirmeye çalışan birine benzediğinin ifade edildiği yazıda, “18 Mart’tan bu yana Beyaz Saray zafer için savaşmıyor. Kelimeyi asla yüksek sesle söylemeden yenilgiyi tanımlamanın bir yolunu bulmak için savaşıyor.” denildi.

Bahsi geçen yazı şu şekilde:

Donald Trump, Basra Körfezi’nin “The Apprentice” (Çırak) programının bir bölümü olmadığını keşfetmeden önce aylarca “savaş dönemi başkanı” rolünü oynadı.

Son itirafı; en koyu MAGA destekçilerini bile, pilotun “Pistin nerede olduğuna dair kabaca bir fikrim var” anonsunu duyan uçak yolcuları gibi ekran başında şaşkınlıkla bırakacak türdendi. Tüm bir siyasi hareketi aldatmaca ve sanrılar üzerine kurmuş bir lider için bile bu durum, destekçilerine tam anlamıyla bir soğuk duş etkisi yarattı. Trump, üç ay boyunca sadece zaferlerin –hem de devasa zaferlerin– yaşandığı bir Hollywood savaşı sahneledi.

Her konuşma aynı mesajı taşıyordu: İran çöküyordu, Tahran dehşet içindeydi. Ordusu ezici Amerikan gücüyle moloz yığınına çevrilmiş, donanması denizin dibini boylamıştı. Trump, Washington sokaklarında çay saatine kadar kendi altın heykelinin dikilmesini bekleyen bir kibirle kasılarak yürürken; televizyondaki sadık takipçileri, Kuzey Koreli haber spikerlerinin coşkusuyla kafalarını sallıyordu.

Ve sonra, aniden senaryo değişti.

Fox News’ta gelini Lara Trump’ın karşısına oturan Başkan İran ordusuna “büyük ölçüde dokunulmadığını” itiraf etti.

“Dokunulmamış.”

Üç aylık gövde gösterisi bu tek kelimeyle eriyip gitti. Ancak asıl trajikomik kısım bundan sonra geldi: Trump, herkesin bunun başından beri dâhice uygulanmış bir strateji olduğuna inanmasını bekliyor.

Görünüşe göre, haftalarca Körfez’i lüks bir Riviera’ya dönüştürmekten bahseden adam, aslında Irak benzeri bir başka çöküşü önlemek için “bilinçli bir itidal” gösteriyormuş. Bu durum, kumarhanede varını yoğunu kaybeden bir kumarbazın, iflas etmenin zaten en başından beri finansal planının bir parçası olduğunu açıklamasıyla eşdeğer bir siyasi manevradır.

18 Mart kırılması ve Hürmüz gerçeği

Çünkü gerçek, tüm çıplaklığıyla ortada: Amerika bu hesaplaşmayı aslında 18 Mart’ta kaybetti. O an, İran’ın petrol altyapısına yönelik saldırılara Körfez’deki büyük bir gaz tesisini vurarak misilleme yaptığı ve Washington’ın herkesin unutmasını umutsuzca dilediği o gerçeği dünyaya hatırlattığı andı: Tahran, Hürmüz Boğazı üzerinde hâlâ muazzam bir kozu elinde tutuyor.

O kırılma noktasından sonra Trump olayları kontrol etmeyi bıraktı ve krizin peşinden koşmaya başladı. ABD, tarihin en pahalı askeri makinesine sahip olabilir; uçak gemileri okyanusta süzülen şehirler gibi ilerliyor, bombardıman uçakları radardan gizleniyor, uyduların uzaydan bir keçinin göz kırpmasını bile tespit edebildiği söyleniyor olabilir.

Ancak tüm bu askeri teçhizata, tehditlere ve testosteron yüklü basın toplantılarına rağmen Washington, küresel bir ekonomik kaos riskini göze almadan Boğaz’ı zorla açık tutamayacağını kanıtladı. Bu başarısızlık, savaşı aslında aylar önce bitirmişti; o zamandan beri yaşanan her şey bir tiyatrodan ibaretti. Trump, kasırga esnasında devremülk satmaya çalışan bir pazarlamacının özgüveniyle, hayali başarılar ilan ederek kürsüden kürsüye koştu.

Bir gün İran medeniyetini haritadan silmekle tehdit ediyor, ertesi gün ateşkes görüşmelerinin harika ilerlediğini söylüyordu. Bir hafta İran’ın bittiği varsayılıyor, bir sonraki hafta ise ordusunun “bilgelik ve ihtiyat nedeniyle” kasten esirgendiği iddia ediliyordu. Trump yönetimindeki tek istikrarlı şey, istikrarsızlığın kendisiydi.

Bu esnada İran hiçbir şeyden taviz vermedi; ne uranyum zenginleştirmeden geri adım attı ne nükleer altyapısını söktü ne de stratejik bir geri çekilme yaşadı. Trump’ın çökerteceğine söz verdiği rejim; aksine, sadece küresel enerji piyasalarını tehdit ederek tavizler koparabileceğini keşfetti.

Güç illüzyonunun sonu

Kendisini gücün dünyadaki somut hali olarak pazarlayan bir Amerikan başkanı için şu an yaşananlar bir zamanlar düşünülemezdi. İran, diplomasi masasına oturmak için fiilen bir “giriş ücreti” talep ediyor; milyarlarca sterlinlik dondurulmuş varlıklar yeniden masaya geliyor. Tahran oyunun temposunu belirlerken, Washington umutsuzca “geri çekilme” gibi tınlamayacak, devlet adamlığı kokan bir kelime arayışında.

Ve tüm bunların üzerinde, Amerika’nın mutlak hakimiyet sözü verip karşılığında bir stratejik kördüğüm teslim ettiğinin kalıcı bir hatırlatıcısı olarak Hürmüz Boğazı duruyor. Trump, dünyanın en saldırgan rejimlerinden birine küresel ekonomi üzerinde bir baskı noktası hediye etti ve şimdi bu yenilgiyi sofistike bir diplomasi başarısı olarak ambalajlamaya çalışıyor.

“Savaş bakanı” Hegseth’in çöküşü

Trump aylarca zafer gösterisi yaptıysa, Savunma Bakanı Pete Hegseth de aylarca bunu haykırdı. Kendini “Savaş Bakanı” ilan eden bu isim, çatışmaya diplomasinin ancak silahlar sustuktan sonra başlayan önemsiz bir detay olduğunu düşünen bir adamın kabalığıyla yaklaştı.

Televizyona her çıkışı, mahalle barındaki en öfkeli adamın en agresif anlarının derlemesi gibiydi. Altındaki stratejik zemin istikrarlı bir şekilde çökerken, o “Amerikan hegemonyası” ve “ezici kararlılık” üzerine gürlemeye devam etti. Hegseth gibi figürler, başarısızlığın ilk aşamalarında her zaman parlar; saldırganlığı otoriteyle, ses yüksekliğini ise yetkinlikle karıştırırlar. Ta ki acı gerçekler raporlarla ortaya çıkıp suçlayacak birini arayana kadar ihtiyatla alay ederler.

Ve o suçlama dalgası er ya da geç her zaman gelir. Çünkü Washington, günün sonunda İran’ın bu süreçten hırpalanmış ama stratejik olarak ayakta çıktığı basit gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldığında, Trump her zaman yaptığını yapacaktır: Tarihi yeniden yazacak, sorumluluğu reddedecek ve bir mafya babasının polis baskınından kaçma hızıyla kendi sadık destekçilerini yarı yolda bırakacaktır.

Bu çatışmanın kaderi aylar önce belirlenmişti. İran, 18 Mart’ta Trump’ın blöfünü gördü ve bu blöfün arkasında içi boş bir televizyon şovundan, çelişkili övünmelerden ve sadece “özgüvenin stratejinin yerini alabileceğini” uman bir başkandan başka hiçbir şey olmadığını keşfetti.

O zamandan beri Beyaz Saray zafer için savaşmıyor; sadece “yenilgi” kelimesini yüksek sesle telaffuz etmeden, bu bozgunu tanımlamanın diplomatik bir yolunu bulmaya çalışıyor.(Ajanslar)

Bu Makaleyi Paylaş