Kum İlim Havzası Hocası: “Peygamber İnsanları Hidayete Erdirmek İçin Yalan Söylemedi, Riyakârlığa Başvurmadı; Toplumumuzun En Büyük Sorunu ‘Akılsızlık’ ve ‘Anlayışsızlıktır’”

SHAFAQNA TÜRKİYE – Kum İlim Havzası hocalarından Hüccetülislam ve’l-Müslimin Hüsrev, Peygamber’in insanları hidayete ulaştırmadaki yöntemine değinerek, “Peygamber insanları hidayete ulaştırmak için yalan söylemedi ve riyakârlığa başvurmadı.” dedi.

Şafakna’nın haberine göre Hüsrev, Hz. Peygamber’in vefatı ve İmam Hasan Mücteba’nın şehadeti münasebetiyle, merhum Ayetullah Uzma Yusuf Sanei’nin ofisinde düzenlenen anma programında konuştu.

Konuşmasına Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlayan Hüsrev, Hz. Peygamber’in “Âlemlere rahmet olarak gönderildik” anlamındaki Kur’an ayetine işaret ederek, bugün insanlık tarihinin en büyük şahsiyetinin vefatının yıl dönümü olduğunu söyledi.

Hz. Muhammed’in eşi benzeri olmayan bir şahsiyet olduğunu belirten Hüsrev, onun yalnızca Müslümanlar arasında değil, dünya kültürü, edebiyatı ve insanlığın yayılmasında en büyük etkiye sahip kişilerden biri olduğunu ifade etti.

Peygamber’in yüz milyonlarca insanı ve bugün 1,5 milyardan fazla Müslümanı kendisine ve dinine bağladığını belirten Hüsrev, insanlığın kurtuluşu için en kapsamlı ve mükemmel rehber olan Kur’an’ı miras bıraktığını söyledi.

Konuşmasında İmam Şerefeddin Busiri’nin meşhur “Kaside-i Bürde” eserinden de bahseden Hüsrev, eserin yaklaşık 700 yıl önce Mısır’da kaleme alındığını anlattı.

Busiri’nin felç hastalığına yakalandığını, Hz. Peygamber’i öven bir şiir yazmayı adadığını ve 160 beyitlik kasidesini tamamladığını belirten Hüsrev, rivayete göre Busiri’nin rüyasında Hz. Peygamber’i gördüğünü ve Peygamber’in üzerine bir hırka örttüğünü, uyandığında ise felcinden kurtulduğunu söyledi.

Bu kaside üzerine çok sayıda şerh yazıldığını ve eserin İslam dünyasında büyük bir üne kavuştuğunu belirten Hüsrev, Mısır ve Kuzey Afrika’daki bazı camilerde kasideden beyitlerin kitabeler halinde yer aldığını ifade etti.

Hüsrev, Ehlisünnet içerisinde Ehl-i Beyt’e ve Peygamber’e bağlı olan kesimlerin de bulunduğunu belirterek, bu kişilerin Kaside-i Bürde’ye büyük önem verdiğini söyledi.

Daha sonra Kaside-i Bürde’den bazı beyitleri açıklayan Hüsrev, özellikle nefsin insanın en büyük düşmanlarından biri olduğuna dikkat çekti. İnsan nefsinin kendi haline bırakıldığında arzularının peşinden gideceğini belirterek, nefsin terbiye edilmesi gerektiğini söyledi.

Busiri’nin “Nefs çocuk gibidir; onu kendi haline bırakırsan süt emmeye devam eder, sütten kesersen kesilir” anlamındaki beyitlerine değinen Hüsrev, insanın nefsini kontrol altına alması gerektiğini vurguladı.

Ardından Peygamber’in üstünlüğüne ilişkin beyitleri aktaran Hüsrev, Hz. Muhammed’in diğer peygamberlerden ahlak, yaratılış, ilim ve cömertlik bakımından üstün olduğunu söyledi.

Hüsrev, Peygamber’in insanlığın en mükemmel örneği olduğunu belirterek Kur’an’daki “Şüphesiz Allah’ın Resulü’nde sizin için güzel bir örnek vardır” ayetine işaret etti.

Peygamber’in Başarısının İki Temel Sırrı: Sevgi ve Doğruluk

Hüsrev, Peygamber’in insanları eğitmedeki başarısının temelinde iki önemli özelliğin bulunduğunu belirtti:

Sevgi ve doğruluk.

Hz. Peygamber’in varlığının sevgi ve merhametle dolu olduğunu belirten Hüsrev, Kur’an’daki “Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” ayetini hatırlattı.

Peygamber’in insanlara duyduğu sevginin büyüklüğünü anlatan Hüsrev, Kur’an’da onun insanlara karşı “şefkatli ve merhametli” olduğunun vurgulandığını söyledi.

Peygamber’in Allah tarafından “Habibullah” olarak anıldığını belirten Hüsrev, bunun hem Allah’ın sevgilisi hem de Allah’ı seven kişi anlamına gelebileceğini ifade etti.

Peygamber Yalan Söylemedi, Gerçeği Gizlemedi

Hüsrev, Peygamber’in ikinci önemli özelliğinin doğruluk ve dürüstlük olduğunu vurguladı.

“Peygamber insanları hidayete ulaştırmak için yalan söylemedi ve riyakârlığa başvurmadı.” diyen Hüsrev, Kur’an’ın isimlerinden birinin de “sıdk”, yani doğruluk olduğunu söyledi.

Kur’an’da kıyamet gününün de doğruluk günü olarak tanımlandığını belirten Hüsrev, insanın cennete giden yolunun doğruluktan geçtiğini ifade etti.

Hz. İbrahim’in Ölümü ve Güneş Tutulması

Hüsrev, Peygamber’in doğruluğuna ilişkin tarihî bir örnek anlattı.

Hz. Muhammed’in İbrahim adında bir oğlu olduğunu ve çocuğunu çok sevdiğini belirten Hüsrev, İbrahim’in yaklaşık 18 aylıkken hastalanarak vefat ettiğini söyledi.

Tam da İbrahim’in vefat ettiği gün güneş tutulması meydana geldi.

Bazı insanların, “Allah Peygamberini o kadar seviyor ki, onun üzüntüsü nedeniyle gökyüzü bile üzüldü ve güneş tutuldu” şeklinde yorum yaptığını anlatan Hüsrev, bu sözlerin Medine’de yayılması üzerine Peygamber’in herkesi mescide çağırdığını söyledi.

Hz. Peygamber’in insanlara şöyle hitap ettiğini aktardı:

“Güneş ve ay Allah’ın iki yaratılmışı ve iki ayetidir. Hiç kimsenin doğumu veya ölümü nedeniyle tutulmazlar.”

Hüsrev, Peygamber’in bu açıklamasının çok önemli olduğunu belirterek, onun insanların dine olan ilgisini artırmak amacıyla gerçeği çarpıtmayı reddettiğini söyledi.

“Eğer Peygamber o gün bu gerçeği açıklamasaydı, yüzyıllar sonra güneş ve ay tutulmasının bilimsel açıklaması ortaya çıktığında İslam dini hurafelere dayalı bir din olarak görülmeye başlanabilirdi.” dedi.

Bu olayın Müslümanlar için büyük bir ders olduğunu belirten Hüsrev, dini güçlendirmek amacıyla bile olsa gerçek dışı iddiaların kullanılmaması gerektiğini söyledi.

Dini duyguların yanlış biçimde kullanılmasının kısa vadede insanların dine ilgisini artırabileceğini ancak uzun vadede bu inancı zayıflatabileceğini ifade etti.

Toplumun Büyük Sorunu Dinsizlik Değil, “Akılsızlık”

Hüsrev daha sonra toplumdaki başörtüsü tartışmalarına değindi.

Birçok insanın başörtüsüzlüğün ortadan kalkmasını istediğini belirten Hüsrev, bunun için doğru yöntemin bulunması gerektiğini söyledi.

Merhum vaiz Muhammed Takı Felsefi’den aktardığı bir olayı anlatan Hüsrev, bir kadının sokakta başörtüsünü omuzlarına indirmesi üzerine bir kişinin ona sert biçimde müdahale ettiğini söyledi.

Kadının bu tepki üzerine başörtüsünü tamamen çıkarıp kolunun altına aldığını anlatan Hüsrev, olayı gören Felsefi’nin adama:

“Ben hem onun utanmazlığını hem de senin anlayışsızlığını gördüm.”

dediğini aktardı.

Hüsrev, adamın müdahalesi olmasaydı kadının en azından başında kısmen de olsa başörtüsü bulunacağını, ancak yanlış ve sert bir müdahalenin bunu da ortadan kaldırdığını söyledi.

Ardından şu değerlendirmeyi yaptı:

“Açıkça söylemeliyim ki toplumumuzun bugün en büyük sorunu dinsizlik değil, akılsızlık ve anlayışsızlıktır.”

Bir kişinin yöneticilere hakaret etmesinin veya ağır sözler söylemesinin mutlaka dinsiz olduğu anlamına gelmediğini belirten Hüsrev, kişinin namaz kılan ve ibadet eden biri olabileceğini, ancak davranışlarının temelinde düşüncesizlik ve akıl eksikliği bulunabileceğini söyledi.

Kur’an da Akla ve Düşünmeye Vurgu Yapıyor

Hüsrev, Kur’an’dan örnek vererek Peygamber’in evine gelip onu yüksek sesle çağıran bazı kişiler hakkında:

“Onların çoğu akletmez.”

denildiğini hatırlattı.

Allah’ın “Onların çoğu iman etmiyor” demediğini, bunun yerine “akletmiyor” ifadesini kullandığını belirten Hüsrev, bunun söz konusu kişilerin iman sahibi olmalarına rağmen Peygamber’in makamını anlayacak kadar akıllarını kullanmamalarıyla ilgili olduğunu söyledi.

Bugünkü sorunların önemli bir bölümünün de bu akıl eksikliğinden kaynaklandığını ifade eden Hüsrev, dinin yalnızca dış görünüşüne değil, akıl ve rasyonelliğine de önem verilmesi gerektiğini söyledi.

Kur’an’da düşünme, akletme ve “ulü’l-elbab” yani akıl sahiplerine yönelik çağrıların yüzlerce kez bulunduğunu belirten Hüsrev, toplumun büyük bölümünün yönlendirilmesinin yalnızca ibadetlerle değil, aklın geliştirilmesiyle mümkün olduğunu söyledi.

Birlik ve Saygı Ahlaki Değil, Akli Bir Zorunluluktur

Hüsrev, mevcut koşullarda toplumun çok ciddi bir dış tehdit ile karşı karşıya olduğunu belirtti.

Düşmanın toplumun hiçbir kesimine merhamet göstermediğini ifade eden Hüsrev, böyle hassas bir dönemde birliğin korunmasının ve insanların birbirlerinin itibarına saygı göstermesinin yalnızca ahlaki bir tavsiye değil, “akli bir zorunluluk” olduğunu söyledi.

“Büyüklerimizin ve toplumdaki önemli kişilerin itibarını korumazsak, kanlı bir düşmanla savaş halinde olduğumuz bir ortamda bu akılsızlığın göstergesidir.” dedi.

Hüsrev konuşmasının sonunda Allah’a, ülkeyi, milleti ve dini “akılsızlardan ve anlayışsızlardan” koruması; herkese daha fazla akıl, düşünce, tefekkür ve doğruluk vermesi için dua etti.

Ayrıca ülkedeki birlik ve bütünlüğün korunmasını ve Peygamber, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’in düşmanlarının yenilgiye uğratılmasını diledi.

Hz. Peygamber ve Hz. Hüseyin

Konuşmasının sonunda Hz. Peygamber’in sevgi ve merhametinin büyüklüğüne değinen Hüsrev, Peygamber’in Hz. Hüseyin’e olan sevgisini anlattı.

Rivayete göre Hz. Peygamber, Hz. Fatıma’nın evinin önünden geçerken Hz. Hüseyin’in ağlama sesini duyduğunda çok üzülmüş ve eve girerek:

“Fatıma, onun ağlamasının beni rahatsız ettiğini bilmiyor musun?”

demişti.

Hüsrev, buradan hareketle şu ifadeleri kullandı:

“Ey Allah’ın Resulü! Hüseyin’in ağlamasını duymaya bile dayanamayan siz, acaba Zeynep’in yaşadığı acıya nasıl dayanabilirdiniz?”

Hüsrev, İmam Hasan’ın cenaze töreninde yaşananlara ve onun Peygamber’in yanına defnedilmesine izin verilmemesine değindi.

Hz. Hüseyin’in bu olayı Hz. Zeynep’e anlatamadığını belirten Hüsrev, Hz. Zeynep’in daha sonra Kerbela’da Hz. Hüseyin’in kesilmiş başını mızrakların üzerinde gördüğünü söyledi.

Konuşmasını “Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun.” sözleriyle tamamladı.

Bu Makaleyi Paylaş