SHAFAQNA TÜRKİYE – Tümgeneral Muhsin Rızai: Hürmüz Boğazı’nın ortasında gemilerin giriş çıkışı için geçici bir koridor açılması konusunda Umman’la anlaştık
Tümgeneral Muhsin Rızai, Lübnan merkezli Arapça yayın yapan El-Meyadin/El-Manar kanalına verdiği röportajda, “Hürmüz Boğazı’nın geleceği ne olacak ve İran ile Umman’ın bu konudaki anlaşması nedir?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Gemilerin Hürmüz Boğazı’na giriş ve çıkışını sağlamak amacıyla, boğazın ortasından geçecek geçici bir koridor açılması konusunda anlaştık.
Bu koridorun bir bölümü bizim karasularımızda, diğer bölümü ise Umman sularında bulunuyor. Giriş ve çıkış sürecini ortaklaşa yöneteceğiz. Bunun yeri belirlenmiş durumda ve koridorun konumu tamamen net. Eğer Amerikalılar bizim şartlarımızı yerine getirir ve buna göre hareket ederlerse, Hürmüz Boğazı onların bu şartları uygulamasının ardından açılacak ve gemiler boğazın ortasında bulunan bu yeni güzergâhtan geçecek.”
Rızai, Hürmüz Boğazı meselesinin bölgedeki savaşların, özellikle de Lübnan ve Gazze’deki savaşların sona erdirilmesiyle bağlantılı olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Amerikalılar Hürmüz Boğazı’nın açılmasını istiyorlarsa —elbette İran’ın yönetimi altında— bu şartlara bağlı kalmak zorundalar. Bu, yeni diplomasi anlayışımızdır. Yani biz Amerika’nın peşinden gitmeyeceğiz veya onun yanında yürümeyeceğiz. Aksine Amerika bizim peşimizden gelmeli ve arkamızdan yürümelidir. Şartları onlar uygulamalıdır.
Geçmişte onlarla yeterince konuştuk. Şartlarımızı açıkladık. Kabul ederlerse boğaz açılacaktır. Bu şartları kabul etmeli ve uygulamalılar. Şartlarımızdan biri, tüm bölgede ve özellikle Lübnan ile Gazze’de savaşın sona erdirilmesidir. Savaş sona ermeli ve Amerikalılar bunu ilan etmelidir.”
Rızai sözlerini şöyle sürdürdü:
“Her şey Amerika’nın şartları uygulamasına bağlı. Aramızda derin bir güvensizlik uçurumu bulunduğu için, güvenin yeniden oluşması amacıyla şartlarımızı kabul etmeleri ve uygulamaları gerekiyor.”
Yeni bir savaş çıkarsa
El-Manar sunucusunun, “Başka bir savaş çıkması halinde İran’ın tepkisi farklı mı olacak?” sorusuna Rızai şu yanıtı verdi:
“Amerikan savaş uçaklarının İran’ı bombalamak üzere havalandığı her ülke ve İran’a saldırmak amacıyla Amerikan füzelerinin fırlatıldığı her ülke, bizim açımızdan bize düşmanlık etmiş sayılacaktır.
Bizim için Körfez ülkelerinin Amerika ile iş birliği yapmasıyla diğer ülkelerin Amerika ile askeri iş birliği yapması arasında hiçbir fark yoktur. Bu nedenle bazı ülkeler tehditlerimizle karşı karşıya kaldıktan sonra kendi topraklarında konuşlandırılmış Amerikan savaş uçaklarını ülkelerinden çıkardılar ve İran’ın kendilerine saldırabileceği gerekçesiyle Amerikalılardan ülkelerini terk etmelerini istediler.”
Yaptırımlar ve ekonomik abluka
Rızai, Trump’ın “ekonomik kıyamet günü” olarak nitelendirdiği yaptırımlar ve ekonomik abluka karşısında İran’ın planının ne olduğu sorusuna şöyle cevap verdi:
“Amerika daha ne yapabilir? Biz 15 yılı aşkın süredir yaptırımlar altındayız. Çok ağır yaptırımlar uygulandı. Bir aydan uzun süredir deniz ablukası altındayız. Daha ne yapabilirler?
Biz yaptırımlar altında yaşıyoruz. Çok ağır yaptırımlar altında. Tarihte hiçbir ülke son 10-15 yılda İran’a uygulanan yaptırımlar kadar ağır yaptırımlara maruz kalmadı. Ayrıca deniz ablukası altındayız.
Dolayısıyla bu açıklamaların büyük bölümü propaganda ve psikolojik savaştan ibaret. Diyelim ki bazı ülkeler Amerika ile iş birliği yaptı veya Amerika bize karşı yeni ekonomik önlemler almaya karar verdi.”
Rızai, Amerika’nın bölgede çok sayıda büyük şirketinin bulunduğunu belirterek şunları söyledi:
“Bölgede çok büyük Amerikan şirketleri var; petrol şirketleri, sınırlarımız boyunca faaliyet gösteren arama ve keşif şirketleri… Muhtemelen onlarca şirket söz konusu. Altyapı geliştirme ve havaalanı inşası gibi projeler yürütüyorlar. Bazıları petrol çıkarma faaliyetlerinde bulunuyor.
Biz şimdiye kadar bölgedeki Amerikan ekonomisine karşı herhangi bir adım atmadık. Onlar ekonomik savaşa girerse biz de ekonomik savaşı başlatacağız.”
Petrol satışları
Rızai, İran’ın deniz ablukasını nasıl aştığı konusunda şunları söyledi:
“Gelin ekonomik açıdan kimin daha fazla zarar göreceğine bakalım. Hiç şüphesiz en büyük kaybeden onlar olacaktır.
Ateşkes sırasında yaptırımları aştık ve yaklaşık 70-80 milyon varil petrol ihraç ettik ve piyasaya sürdük. Dolayısıyla daha önce sattığımız miktarla aynı miktarda petrolü günlük olarak satıyoruz.
Çünkü petrolü tankerlerde depolamıştık. Yaptırımlar kaldırılır kaldırılmaz onlarca gemi yaptırım bölgesinden geçti.”
Rızai sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dolayısıyla denizlerde ve okyanuslarda büyük miktarda petrolümüz var ve bunu satıyoruz. Ayrıca başka bir güzergâh da bulduk. Bu güzergâhtan taşıdığımız petrol miktarı az olsa da zamanla miktarı artırıyoruz.”
Çin ve Türkiye
İran’ın Çin ve Türkiye gibi dost ülkelerle ekonomik ve ticari ilişkilerinin Trump’ın tehditlerinden nasıl etkileneceği sorusuna Rızai şu cevabı verdi:
“Çin, Amerika ile ekonomik savaşta iş birliği yapmayacağını açıkladı. Türkiye’deki dostlarımızla özel ilişkilerimiz var. Saddam’ın İran’a karşı yürüttüğü sekiz yıllık savaş sırasında Türkiye bizim ticaret yolumuzdu. Türkiye ile ticari ilişkilerimiz ve Türkiye’nin bizimle olan ticari ilişkileri çok derindir. Türkiye’nin İran’a ekonomik baskı uygulayacağını düşünmüyorum.”
Pakistan ve Umman’dan gelen yetkililerin mesajı
Rızai, Pakistan ve Umman gibi ülkelerin yetkililerinin son günlerde gerçekleştirdiği ziyaretlerin mesajını şöyle açıkladı:
“Bu beyler (Asım Münir ve Bedr el-Busaidi), İran’ın Hürmüz Boğazı’nı açmak için hangi şartları öne sürdüğünü öğrenmek üzere geldiler. Bizden şartlarımızı açıklamamızı istediler ki bunları Amerikalılara aktarabilsinler.
Şu anda onların bilgisine sunmak üzere şartların bir listesini hazırlıyoruz. İlk aşama şu anda Hürmüz Boğazı ile ilgili ve Amerika’nın Batı Asya’nın tamamında, özellikle de Lübnan’da savaşın sona erdiğini ilan etmesi gerekiyor.”
Rızai ayrıca:
“Eğer başka bir savaş çıkarsa İran’ın saldırıları benzeri görülmemiş düzeyde olacaktır. Amerika’nın İran’a saldırdığı uçakların havalandığı veya Amerika’nın İran’a yönelik füzelerinin fırlatıldığı her ülkenin bu uçaklara ve füzelere ev sahipliği yapması düşmanlık olarak değerlendirilecektir.”
İran’ın savunmadan saldırıya geçişi
İran’ın stratejisini savunmadan saldırıya değiştirmesiyle ilgili soruya Rızai şöyle cevap verdi:
“Biz en başından itibaren savaşın kapsamını kontrol etmeye çalıştık. Örneğin İsrail’in bize saldırdığı 12 günlük savaşta başlangıçta Amerikan üslerine hiçbir saldırı gerçekleştirmedik. Körfez ülkelerindeki Amerikan üslerine saldırmadık. Ancak 40 günlük savaşta bunu yaptık.
Ayrıca 17 günlük Muharrem savaşı başladığında ilk kez Ürdün’deki Amerikan üslerini yoğun şekilde bombaladık. Öyle ki ABD’nin bölgedeki Merkez Komutanlığı (CENTCOM), Katar’dan Ürdün’e ve Ürdün’den İsrail’e kadar geri çekilmek zorunda kaldı.”
Rızai, bunun arkasında bir strateji bulunduğunu belirterek:
“Bu stratejinin amacı, bölgede yaşanan her şeyin Trump’ın aptallığıyla bağlantılı olduğunu dünyaya kanıtlamaktır. Eğer savaşı en başından aniden genişletseydik dünya kamuoyu bizi kınardı. Ancak bugün dünya kamuoyu bizim tarafımızda ve kendi halkımızın kamuoyu da bizim yanımızda.”
Rızai ayrıca:
“Bu savaş askeri bir savaş olsa da dünya ve yerel kamuoyunu dikkate alarak hareket ediyoruz. Elbette savaş yeniden başlarsa Amerikalılar yalnızca askeri savaşın yeterli olmadığı sonucuna vardılar. Ekonomik savaşı ve kendi ifadeleriyle ekonomik baskıyı başlattılar. Bu da onların yalnızca askeri savaştan vazgeçtiğini gösteriyor.
Biz kendimizi bu aşamaya hazırlıyoruz ve saldırılarımız geçmiştekinden farklı olacak.”
Rızai, ayrıntıya girmek istemediğini belirterek şunları ekledi:
“Şimdilik ayrıntılara girmek istemiyorum ancak saldırılarımız farklı olacak ve Amerikalılara sarsıcı darbeler vuracağız. Kendimizi yeni aşamaya hazırladık.
Ancak tekrar vurguluyorum: Ne olduysa veya ne olursa olsun bunun sorumlusu Amerika’dır. Bölgede veya bölge dışında meydana gelen herhangi bir olayda asıl suçlu Amerika olacaktır ve biz yalnızca kendimizi savunuyoruz. Buna göre savaşı aşamalı bir şekilde yönetiyor ve yönlendiriyoruz.”
Lübnan ve Gazze
Rızai, yalnızca askeri zaferi düşünmediklerini belirterek:
“Biz yalnızca askeri zafer düşünmüyoruz. Zaferlerimizin bölgesel ve küresel düzeyde destekçileri olmasını ve daha yüksek bir meşruiyete sahip olmasını sağlamaya çalışıyoruz. İnsani boyutları giderek daha fazla dikkate alıyoruz.”
Savaş istemediklerini söyleyen Rızai:
“Bir sonraki savaşımızın kesinlikle farklı türde olacağını söylediniz. Elbette biz savaş istemiyoruz. Biz savaş yanlısı değiliz; savaş yanlılarıyla karşı karşıyayız.
Hizbullah da aynı şekilde. Savaşı Hizbullah mı başlattı? Hizbullah’ın savaşı başlattığını kim söylüyor? Hizbullah 1982’de işgal altındaki Beyrut sokaklarında ve işgal altındaki Güney Lübnan’da Lübnan’ı savunmak için ayağa kalktı.
Hizbullah’ın savaş ve yıkım peşinde olduğunu kim iddia edebilir? Bunların hepsi gerçek dışı açıklamalardır. Hizbullah savunmanın ürünüdür. Savunma çerçevesinde ortaya çıktı ve ülkesini ve halkını savunuyor.”
Rızai, Tahran’ın Lübnan’ın güvenliğini tüm Batı Asya bölgesinin güvenliğinin bir parçası olarak gördüğünü belirterek Lübnan, Gazze ve Suriye’deki savaş ve askeri operasyonların sona ermesi gerektiğini söyledi.
Hizbullah ve Lübnan
Rızai, Lübnan halkına hitaben:
“Lübnan’ın tüm mezhep ve gruplarından kahraman halkına, Lübnan’ın batısından doğusuna, kuzeyinden güneyine Allah’ın selamını gönderiyorum. Ayrıca Birlik Haftası’nı tüm dünya Müslümanlarına kutluyorum.
Hizbullah’ın bugüne kadar verdiği tüm değerli şehitleri de anıyoruz. Ayrıca sevgili kardeşim Şeyh Naim Kasım’a teşekkür ediyorum. Kendisi direnişi takdire şayan biçimde yönetiyor ve liderlik ediyor; bilgelik, öngörü, farkındalık ve cesaretle direnişin işlerini yürütüyor. Hizbullah’ın büyük şahsiyetlerinin kaybının oluşturduğu boşluğu doldurmayı başardı. Direniş cephesine liderlik etti.
Ayrıca yorulmak bilmeyen ve fedakâr kardeşimiz Nebih Berri’ye, özellikle son yıllarda Lübnan siyasi sahnesindeki güçlü varlığı nedeniyle teşekkür ediyorum.”
İran-ABD mutabakatı ve Lübnan
Rızai, İran ile ABD arasındaki mutabakat çerçevesinde Lübnan’ın konumuna ilişkin:
“ABD ile yapılan mutabakatın birkaç şartı var. Bunlardan biri, Amerika’nın Batı Asya’nın tamamında, özellikle Lübnan’da savaşı sona erdirmesi.
Savaş sona ermeli ve İsrail işgal ettiği topraklardan çekilmelidir. Lübnan toprakları özgürleştirilmelidir. Aynı şey Gazze için de geçerlidir. Oradaki savaş sona ermeli. İsrail’in Suriye’nin başkenti Şam’a yönelik saldırıları da sona ermeli.
Çünkü Batı Asya birbirine bağlı bir zincir gibidir ve buradaki koşullar birbirleriyle bağlantılıdır.”
Rızai, bir bölgede güvenliğin bozulmasının diğer ülkeleri de etkileyeceğini belirterek:
“Batı Asya’nın herhangi bir bölgesinde güvenlik bozulduğunda bu diğer ülkelerin tamamını etkiler ve güvensizlik yayılır. Bunun sonucunda yatırım maliyetleri artar ve bu ülkelerin ekonomik ilerlemesi birbirine bağlı hale gelmiştir.
Lübnan’da savaş başlayıp diğer ülkeler ekonomik ilerleme yaşayamaz. Lübnan’a saldıranlar Ürdün’e, Suudi Arabistan’a veya İran gibi başka ülkelere de saldırabilir.
Bu nedenle Amerika ile şartlarımızdan biri, tüm cephelerde ve özellikle Lübnan’da savaşın sona ermesidir.”
Güney Beyrut kırmızı çizgimiz
İran’ın İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırısına doğrudan karşılık verip vermeyeceği sorusuna Rızai:
“İsrail artık Güney Beyrut’a doğru ilerleyemez. Bunun kanıtı Hizbullah’ın olağanüstü direnişidir. Hizbullah’ın son üç veya dört ayda İsrail’e verdiği zarar çok büyük. Binden fazla kişi yaralandı, 200’den fazla kişi öldürüldü ve onlarca Merkava tankı hasar gördü.
Öte yandan İran’ın tehdidi de tam etkisini gösterdi.”
Rızai, Güney Beyrut’un İran açısından kırmızı çizgi olduğunu belirterek:
“Güney Beyrut’a ve Dahiye bölgesine doğru ilerlemeye kimsenin hakkı yoktur. Bu nedenle gelişmeleri son derece ciddi şekilde izliyoruz.
İsrail er ya da geç bu bölgelerden çekilmek zorunda kalacak. Çünkü Lübnan toprakları işgale ve kontrole karşı dirençlidir.
Direniş savaşçıları İsrail’e karşı üç yönden desteklenebilir: kuzeyden güneye, batıdan doğuya ve doğudan batıya. Bu nedenle kuşatılamaz ve bu topraklar kontrol altına alınamaz.
Başka bir ifadeyle, Lübnan kalesi işgalcilere karşı fethedilemezdir.”
Rızai, Gazze’nin dört taraftan kuşatılmış olmasına rağmen İsrail’in uzun süre önemli bir sonuç elde edemediğini savunarak, Lübnan’ın daha geniş bir coğrafyaya sahip olduğunu ve direniş güçlerinin farklı yönlerde hareket edebildiğini söyledi.
“Dolayısıyla İsrail’in önünde geri çekilmekten başka yol yoktur. Ağır kayıplar ve ezici yenilgilerle Güney Lübnan’dan çekilmek zorunda kalacaktır.”
Suriye
Trump’ın Suriye hükümetinin Hizbullah’a saldırdığı yönündeki açıklamalarının doğru olup olmadığı sorusuna Rızai:
“Suriye hükümeti birçok sorunla karşı karşıya. İsrail, Amerika’nın Sayın Colani ile yaptığı tüm anlaşmaları ihlal etti.
İsrail’in Şam’a, Şam çevresine ve Suriye havaalanlarına saldırmasına ne sebep oluyor? Sayın Colani Trump’a dostluk elini uzattığından beri İsrail Şam’a doğru kilometrelerce ilerledi.
Dolayısıyla Suriye’nin Lübnan’a girmesine yol açacak denklem pratikte mümkün değildir.”
İran ve Hizbullah ilişkisi
Rızai, İran-Hizbullah ilişkisini şöyle açıkladı:
“Her zaman Lübnan’ın iç işlerine müdahale etmeme politikasını izledik. Bu çerçevede Hizbullah liderleriyle ilişkimiz stratejik ve kapsamlı bir ilişkidir ve böyle olmaya devam ediyor.
Ancak Hizbullah’ın askeri yapısının ayrıntılarına girmiyoruz. Geçmişte bazı askeri eğitimler gerçekleştirdik veya Hizbullah cephesine bazı imkânlar sağladık. Ancak Hizbullah’ın aldığı kararların ayrıntılarını tartışmıyoruz.
Çünkü Hizbullah büyümüş ve olgunlaşmıştır. Üyeleri bağımsız askeri kararlar verebilecek durumdadır. Hizbullah’ın ikinci ve üçüncü nesilleri sahaya çıktı. Yetenekli ve liyakat sahibi kadroların bulunduğundan tamamen eminiz.”
Genç komutanlar
Rızai, gençlerin liderlik pozisyonlarına getirilmesi konusunda:
“İran İslam Devrimi, her milletin gençlerinin kurtarıcı melekler olduğunu kanıtladı. Genç nesillerin motivasyonu, enerjisi, yeteneği ve yaratıcılığı çok yüksek seviyededir.
Bu nedenle Lübnan gençlerinin bu ülkeyi tamamen özgürleştireceğine ve büyük şahsiyetlerin bıraktığı boşluğu dolduracağına inanıyoruz.”
Kendi geçmişinden örnek veren Rızai:
“Ben Devrim Muhafızları Ordusu komutanı olduğumda 27 yaşındaydım. Şehit Kasım Süleymani ise yaklaşık 21 yaşındaydı. O dönemde onu Kirman’da bir taburun komutanlığına getirdim.
Hüseyin Hırrazi, Ahmed Kazımi ve Ahmed Mütevessiliyan için de aynı durum geçerliydi. Hepsi 21-23 yaşlarındaydı. O dönemde hepsini buldum ve tabur komutanı yaptım. Büyük işler başardılar ve takdire değer performans gösterdiler.”
Rızai, gençlere görev vermekten korkulmaması gerektiğini belirterek liderliğin ve eğitimin önemine vurgu yaptı.
İran’ın yeni lideri
Rızai, İran’ın yeni lideri olarak sözünü ettiği genç lider hakkında:
“Evet, Ayetullah Seyyid Mücteba Hüseyni Hamaney’in genç olduğu doğrudur. Ancak 20 yılı aşkın süre boyunca değerli babasının yanında bulundu. İran’ın babası olan babasının gözetiminde yetişti ve siyasi tecrübeler kazandı.
Son 20 yıl boyunca hiçbir siyasi veya askeri olay olmadı ki sevgili liderimiz bunu görmemiş olsun. Bu nedenle bugün liderlik sorumluluğunu tam bir hazırlıkla üstlendi.”
Rızai, liderin babasını ve bazı aile üyelerini kaybettiğini belirterek, aylar süren yoğun savaş sırasında ülkeyi yönettiğini ve İran’ın geleceğinin parlak olduğunu söyledi.
“Biz onun askerleriyiz. Ben ve Devrim Muhafızları Ordusu’ndaki tüm kardeşlerim ve silahlı kuvvetler onun askerleriyiz. Bu askerlik ve hizmetten gurur duyuyoruz.”
Netanyahu’ya yönelik tehdit
Rızai, İsrail’in durdurulmasının iki nedeni olduğunu savundu: Hizbullah’ın savaşa katılması ve İran füzelerinin oluşturduğu tehdit.
İsrail’in Beyrut’a ilerlemesini bu iki unsurun engellediğini söyledi.
İsrail’in tehditleri hakkında ise:
“Allah’ın izni ve lütfuyla Netanyahu’yu cehenneme göndereceğiz ve Netanyahu’nun büyük hatalarının İsrail rejiminin ömrünü birkaç yıl kısalttığını kanıtlayacağız.
Bunun nedeni İslam dünyasında yoğun ve kutsal bir öfkenin oluşmasıdır. Bu yoğun ve kutsal öfke bir gün ortaya çıkacak ve kendisini sahada gösterecek. O zaman durum geçmişten farklı olacaktır.”
Rızai, Hizbullah’ın eski lideri Hasan Nasrallah’ın İsrail’e karşı geçmişte uyguladığı sınırlamalara da değinerek gelecekte bu sınırlamaların olmayacağını savundu:
“Peki bir sonraki savaşta da böyle mi olacak? Gelecekteki çatışmalarda bu yedi kilometrelik sınır olacak mı? Hayır. O dönem sona erdi.
İslam dünyasında oluşan öfkenin sınırı olmayacak ve Siyonistler son kişilerine kadar takip edilecek. Sığınaklarına girseler bile dışarı çıkarılacaklar.”
Türkiye’de suikast iddiası
Rızai, Netanyahu’nun İran’ın Amerikalı ve İsrailli yetkililere veya onların yakınlarına suikast düzenlemek istediği yönündeki iddiaları hakkında:
“Netanyahu Trump’ı kandırmayı başardı. Eğer Türkiye’de karar vermiş olsaydık bizi hiçbir şey durduramazdı. Ancak bunlar Netanyahu’nun uydurduğu ve Trump’ı korkuttuğu yalanlardır.
Netanyahu ona İranlıların kendisine suikast düzenlemeye çalıştığını söyledi. Trump büyük Amerikan uçağıyla Türkiye’ye geldi. Onu bir yemek kamyonuna bindirip işçi kılığında dışarı çıkardılar ve Trump da buna inandı. Oysa bizim oraya gitmek gibi bir niyetimiz yoktu.”
Mekke Paktı
Rızai, “Mekke Paktı” hakkındaki görüşünü şöyle açıkladı:
“İslam dünyasındaki her türlü birlikten memnuniyet duyarız. Ancak bu birlik kapsamlı olmalıdır.
İki veya üç ülke bir metin hazırlayıp imzalarsa ve diğer ülkelerden buna katılmalarını isterse, bunu onaylamak mümkün müdür? Böyle bir şey mümkün değil.
Elbette buna karşı değiliz. Ancak şimdiye kadar onaylamadık çünkü amaçlarını bilmek istiyorduk. Örneğin bu üç ülkenin ilk günden İsrail’e karşı bir bildiri yayımlamasını ve İsrail rejiminin Gazze’den, Güney Lübnan’dan ve Güney Suriye’den çekilmesini talep etmesini bekliyorduk.”
Rızai, İran ve Mısır’ın yalnızca sonradan katılan ülkeler değil, kurucu ülkeler arasında olması gerektiğini savundu.
“Gerçekten birlik istiyoruz ve tüm ülkelerin adil bir şekilde bir araya gelmesini istiyoruz. Örneğin İran ve Mısır yalnızca seyirci kalıp sonradan destekçi olarak katılamaz. Kurucu ülkeler arasında yer almalılar.”
Lübnan halkına mesaj
Röportajın sonunda Rızai, Lübnan halkına şu mesajı verdi:
“İslam’ın bir askeri olarak Lübnan halkının direnişiyle gurur duyuyorum ve gerçekten onların önünde saygıyla eğiliyorum.
Çektiğiniz sıkıntıların boyutunun farkındayım. Birçok aile hâlâ ev kiralayamadı. Birçok insan yerinden edildi ve yaralandı. Çağrı cihazlarıyla yaralananlar hâlâ acı çekiyor.
Siz büyük bir başarı elde ettiniz. Sabır ve direnişle geleceğinizin çok parlak olacağından eminim. Kalbimizin derinliklerinde yeriniz var.
Lübnan halkıyla aramızda hiçbir sınır veya mesafe tanımıyoruz. İslam ülkelerinin iş birliği ve İran’ın yardımıyla bu zararları ve yıkılan evleri telafi etmek için elimizden geleni yapacağız. Allah’ın izniyle bunlar yeniden inşa edilecektir.”
