SHAFAQNA TÜRKİYE – Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hüseyni Sistani, Câmiu’l-Mesâil’in Açıklaması adlı eserinin birinci cildinde salavatla ilgili hükümleri açıklamaktadır.
Shafaqna’nın haberine göre, söz konusu hükümlerin tam metni şöyledir:
Mesele 1477
Kişi, Hz. Peygamber’in (Allah’ın salât ve selamı üzerine olsun) mübarek ismini, örneğin Muhammed veya Ahmed’i ya da onun mübarek lakabını veya künyesini, örneğin Mustafa ve Ebu’l-Kasım’ı söylediğinde veya işittiğinde, namazda olsa bile salavat getirmesi müstehaptır.
Aynı hüküm, kişinin “Resulullah”, “Peygamber-i Ekrem”, “Allah’ın Peygamberi” ve benzeri ifadeleri söylemesi veya işitmesi durumunda da geçerlidir; burada söz konusu ifadelerden maksat Hz. Peygamber (Allah’ın salât ve selamı üzerine olsun) olmalıdır. Aynı şekilde, Hz. Peygamber’e (Allah’ın salât ve selamı üzerine olsun) atıfta bulunan bir zamirin söylenmesi veya işitilmesi durumunda da bu hüküm geçerlidir.
Mesele 1478
Kişinin Hz. Peygamber’in (Allah’ın salât ve selamı üzerine olsun) mübarek ismini, lakabını veya künyesini yazarken salavatı da tam olarak yazması müstehaptır. Ayrıca, Hz. Peygamber’i (Allah’ın salât ve selamı üzerine olsun) her hatırladığında salavat getirmesi daha uygundur.
Mesele 1479
Hz. Peygamber’in (Allah’ın salât ve selamı üzerine olsun) mübarek ismi tekrar tekrar anıldığında, salavatı da tekrarlamak müstehaptır. Hz. Peygamber’e (Allah’ın salât ve selamı üzerine olsun) salavat getirirken sesi yükseltmek de müstehaptır. Rivayet edildiğine göre bu uygulama nifakı ortadan kaldırır.
Mesele 1480
Kişi teşehhüd sırasında Hz. Peygamber’in (Allah’ın salât ve selamı üzerine olsun) mübarek ismini işitirse, teşehhüdde okunması farz olan salavatla yetinebilir.
Mesele 1481
Salavatın faziletini elde etmek ve bu konudaki müstehap emri yerine getirmek açısından, kişinin Hz. Peygamber’in (Allah’ın salât ve selamı üzerine olsun) mübarek isminin anılması ile salavat getirmesi arasında uzun bir süre bırakmaması ihtiyata uygundur.
Bu nedenle kişi, namazda kıraat sırasında Hz. Peygamber’in (Allah’ın salât ve selamı üzerine olsun) mübarek ismini söyler veya işitirse, salavatı sûrenin sonuna kadar ertelememelidir. Ancak sûrenin sonlarına gelinmişse ve aradaki süre uzun sayılmıyorsa, bu durumda ertelemesinde sakınca yoktur.
Mesele 1482
Hz. Peygamber’e (Allah’ın salât ve selamı üzerine olsun) salavat getirirken veya salavatı yazarken, onun Ehl-i Beyti’ne de salavat getirmeyi terk etmemek gerekir. Bu nedenle yalnızca:
“Sallallahu aleyhi”
(Allah ona salât etsin)
veya
“Salavatullahi aleyhi”
(Allah’ın salâtları onun üzerine olsun)
ya da
“Allahümme salli alâ Muhammed”
(Allah’ım, Muhammed’e salât eyle)
demek veya yazmak yerine, şu şekilde söylenmesi veya yazılması daha uygundur:
“Sallallahu aleyhi ve âlihi”
(Allah ona ve Ehl-i Beyti’ne salât etsin)
veya
“Salavatullahi aleyhi ve âlihi”
(Allah’ın salâtları onun ve Ehl-i Beyti’nin üzerine olsun)
ya da
“Allahümme salli alâ Muhammedin ve âli Muhammed”
(Allah’ım, Muhammed’e ve Muhammed’in Ehl-i Beyti’ne salât eyle.)
Mesele 1483
Diğer peygamberlerin veya imamların isimleri anıldığında, onlara da salavat getirmek müstehaptır.
