Ayetullah Nuri Hemedani: Siyonist rejimle her türlü ilişki İslam ümmetinin çıkarlarıyla çelişmektedir

SHAFAQNA TÜRKİYE –Ayetullah Nuri Hemedani, İslam Birliği 40. Uluslararası Konferansı’na gönderdiği mesajında şu ifadeleri vurguladı:

“Birlik, ortak düşman karşısında İslam ümmetinin alternatifsiz stratejisidir. İslam dünyasındaki medreseler, üniversiteler ve bilim merkezleri, ilmî görüşmelerin ve Müslümanların çıkarlarını savunmanın mekânları olmalıdır; Allah korusun, mezhepsel ayrılıkların genişlemesine ve Müslümanların saflarının zayıflamasına vesile olmamalıdır.”

Shafaqna’nın haberine göre, dinî merciin mesajının tam metni şöyledir:

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

“Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun. Salât ve selam, efendimiz ve peygamberimiz, Ebu’l-Kasım Mustafa Muhammed’in; onun tertemiz ve pak Ehl-i Beyti’nin, özellikle de yeryüzündeki Allah’ın Bakiye’sinin üzerine olsun. Kıyamet gününe kadar onların bütün düşmanlarına Allah’ın laneti olsun.

‘Allah’a ve Resulü’ne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Yoksa gevşersiniz ve gücünüz gider. Sabredin; şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.’

Öncelikle, Yüce Peygamber’in (Allah’ın salât ve selamı üzerine olsun) mübarek doğum yıl dönümünü ve Vahdet Haftası’nı bütün İslam ümmetine ve bu toplantıya katılan siz değerli kardeşlerimize tebrik ediyorum. Bu değerli toplantının düzenlenmesinde rol oynayan saygıdeğer yetkililere de içten teşekkür ve takdirlerimi sunuyorum.

Bu vesileyle İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu, İmam Humeyni’nin (Allah’ın rahmeti üzerine olsun) hatırasını yâd ediyor; suçlu Amerika ile çocuk katili Siyonist rejimin saldırı ve tecavüzüne karşı İran İslam Cumhuriyeti’nin kararlı savunmasında şehit olanların tertemiz ruhlarına selam ve dua gönderiyoruz. Özellikle ümmetin birliğinin öncüsü ve büyük şahsiyet sahibi şehit rehber Ayetullah Uzma Hamaney’i (Allah’ın rızası üzerine olsun) anıyor ve bu azizlerin Allah katındaki derecelerinin yüceltilmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyoruz.

Müslümanların birliği ve birbirlerine yakınlaşması, İslam tarihi boyunca bir zorunluluk olmuştur. Ancak bugün İslam düşmanlarının bütün güçleriyle Müslümanları zayıflatmaya, aralarında ayrılık oluşturmaya ve İslam ülkeleri üzerinde hâkimiyet kurmaya çalıştıkları bir dönemde, bu konu çok daha büyük bir önem kazanmıştır. Bunun akli gerekliliği ve şer’i açıdan zorunluluğu, bugün her zamankinden daha açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Yüce Kur’an, Müslümanları Allah’ın ipine hep birlikte sarılmaya çağırmış; onların zayıflamasına ve güç ve heybetlerinin ortadan kalkmasına neden olan çekişme ve bölünmeden açıkça sakındırmıştır.

Elbette yakınlaşma ve birlik, İslam mezheplerinin mensuplarının kendi temel ilkelerinden ve inançlarından vazgeçmeleri anlamına gelmez. İlmi ihtilaflar, ilim ve araştırma ortamında kalmalı ve Müslümanlar arasında çatışmanın, düşmanlığın, tekfirin ve kan dökülmesinin aracı hâline gelmemelidir. İslam âlimlerinin bu konuda çok ağır bir sorumluluğu vardır. Âlimler, basiret ve bilinçle hareket ederek mezhepsel ihtilafların İslam düşmanları tarafından Müslümanlar arasında fitne ve ayrılık çıkarmak için bir bahaneye dönüştürülmesine engel olmalıdır.

Bugün İslam düşmanları ve bunların başında Amerika ile Siyonist rejim, Müslümanların zayıflığından, bölünmüşlüğünden ve geri kalmışlığından başka hiçbir şey istememektedir. Bu iki gücün birbirinden bağımsız olduğu ve farklı amaçlar peşinde bulunduğu düşüncesine kapılmak büyük bir saflıktır. Son yıllardaki tecrübeler, onların amacının bölge üzerinde hâkimiyet kurmak ve İslam ülkelerinin güçlenmesini engellemek olduğunu açıkça göstermiştir.

Onların düşmanlığının yalnızca İslam Cumhuriyeti İran’a yönelik olduğu düşüncesi son derece basit ve yüzeysel bir düşüncedir. Bölge yöneticileri şunu bilmelidir: Siyonist rejim, kendi ayakları üzerinde durmak, bağımsız yaşamak ve yabancıların boyunduruğu altına girmemek isteyen her güçlü İslam ülkesiyle sorun yaşayacaktır. Bugün İslam Cumhuriyeti İran onların düşmanlığının hedefindedir; yarın ise bağımsızlık ve güçlenme yolunda ilerleyen başka herhangi bir İslam ülkesi aynı düşmanlığın hedefi olabilir.

Bu nedenle Müslümanların birbirleriyle yakınlaşması ve İslam ülkelerinin yöneticilerinin iş birliği yapması herkes için bir zorunluluktur. Herhangi bir ülkenin diğerlerinden daha fazla iş birliğine ve yakınlaşmaya ihtiyaç duyduğu, diğerlerinin ise buna ihtiyaç duymadığı düşüncesi İslam dünyasının gerçekleriyle bağdaşmamaktadır. Birlik, dayanışma ve iş birliği, bütün Müslüman halkların ve İslam devletlerinin ihtiyacıdır.

İslam ülkelerinin izzeti ve güvenliği birbirinden ayrı değildir. Diğer İslam ülkeleri zayıflık, güvensizlik ve ayrılık içindeyken bir İslam ülkesinin kalıcı güvenliğe ve güce kavuşmasını beklemek mümkün değildir. Ortak düşman Müslümanların arasındaki ayrılıklardan yararlanmaktadır. Onun İslam topraklarına yönelik iştahını ve saldırganlığını engelleyecek olan şey, Müslüman halkların ve devletlerin uyanıklığı, basireti, birliği ve iş birliğidir.

İslam Cumhuriyeti İran, İslam Devrimi’nin zaferinden bu yana Müslümanların birliğini, İslam’ın izzetini ve İslam ülkelerinin bağımsızlığını temel ilkelerinden biri olarak kabul etmiş ve bu yolda büyük bedeller ödemiştir. İran’ın liderliği, yetkilileri, askerî güçleri ve halkı bu yakınlaşmanın gerekliliğinin farkındadır ve bu ilkeye bağlıdır.

Ancak ne yapılmalıdır ki, büyük bir üzüntüyle belirtmek gerekir, zaman zaman Müslüman topraklarının bir bölümü İslam Cumhuriyeti İran’ı tehdit etmek veya ona saldırmak için bir üs olarak kullanılmak istenmektedir. Bir ülkenin bağımsızlığını, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmasının meşru bir hak ve kesin bir görev olduğu açıktır. Herhangi bir saldırı gerçekleştiğinde İslam Cumhuriyeti İran, saldırganı ve işgalciyi püskürtmek zorunda kalacaktır. Bu savunma, gerçekte ve uzun vadede, ortak düşmanın hâkimiyet altına almak istediği bölgenin ve Müslüman halkların güvenliğinin de savunulması anlamına gelmektedir.

Şüphesiz İslam ümmeti bugün her zamankinden daha fazla, birlik gibi değerli bir öğretiye ihtiyaç duymaktadır. İslam dünyasının mevcut şartları ve inatçı düşmanların Filistin, Lübnan, Suriye, Irak, İran ve Yemen’deki İslam ümmetinin bedenine yönelik saldırı ve tecavüzleri; ayrıca bu kan dökücü düşmanın bölgemizin ve İslam dünyasının bazı ülkelerindeki uğursuz ve istenmeyen varlığı, Müslüman halkların ve devletlerin birliklerini korumalarına ve iç ayrılık ile çatışmadan kaçınmalarına her zamankinden daha fazla önem vermelerini zorunlu kılmaktadır.

Bu vesileyle, hatırlatma amacıyla birkaç noktaya değinmek istiyorum.

Bir: Birlik ve yakınlaşma, ayrılık ve bölünmeden kaçınmak, her zaman ve özellikle mevcut şartlarda hem akli bir gereklilik hem de şer’i bir yükümlülüktür. Müslümanların birbirlerinden ayrılmasına neden olacak her söz ve eylem, şüphesiz ümmetin düşmanlarının istekleri doğrultusunda atılmış bir adımdır.

İki: Günümüzde ümmetin en büyük düşmanı, İslam topraklarını ve Müslümanların kutsal mekânlarını işgal eden, kadınları, çocukları ve masum insanları öldüren ve bölgemizdeki güvensizlik ile savaşların başlıca nedeni olan kötü ve işgalci Siyonist rejim ile onun zalim destekçileridir. Bu rejimle her türlü ilişki kurulması ve onun varlığının sürdürülmesine yardım edilmesi, kesinlikle ümmetin çıkarlarıyla çelişmekte ve çatışmaktadır. Müslüman halkların ortak düşman karşısında birlik ve beraberlik içinde durmaları; Filistin, Lübnan ve bu düşmanların saldırısına uğrayan diğer bölgelerdeki mazlum Müslümanlara yardım ve desteklerini esirgememeleri gerekmektedir.

Üç: Müslüman devletlerden, birlik ve ortak iş birliğine her zamankinden daha fazla önem vermeleri beklenmektedir. Kendi ülkelerinin güvenliğini sağlamak için, ümmetin düşmanlarına dayanma ve güvenme yolundan kaçınmalıdırlar. Çünkü bunlar, kendi çıkarları ve işgalci rejimin çıkarları dışında başka hiçbir şeyi düşünmemektedir. Bu düşmanların bölgemizdeki varlığının güvensizlik ve fesat dışında hiçbir sonucu olmadığına dikkat edilmelidir.

Dört: Bu noktada İslam âlimlerinin görevi son derece önemli ve ağırdır. Âlimler, halkları ve hükümetleri birliğe, basirete ve düşmanı tanımaya davet etmeli; gönüllerin birbirine yakınlaştırılması ve ayrılık ile bölünmenin önlenmesi konusunda öncü olmalıdır. İslam dünyasındaki medreseler, üniversiteler ve bilim merkezleri, ilmî görüşmelerin ve Müslümanların çıkarlarını savunmanın mekânları olmalı; Allah korusun, mezhepsel ayrılıkların büyümesine ve Müslümanların saflarının zayıflamasına vesile olmamalıdır.

Burada, bu konferansa katılan siz değerli kardeşlerimize başarılar dilerken sizlerden, görüşmeleriniz sırasında İslam dünyasındaki hükümetler, halklar, bilim merkezleri ve dinî kurumlar arasındaki iletişim ve iş birliğini güçlendirmenin pratik yollarını ele almanızı rica ediyorum. Ayrıca düşmanların Müslümanları birbirinden ayırmaya ve aralarında bölünme yaratmaya yönelik plan ve komplolarını ümmete açıklamanızı istiyorum.

Son olarak, Yüce Allah’tan İslam ümmetini hak ettiği izzet ve onura ulaştırmasını, Müslümanların sorunlarını düzeltmesini, onların kalplerini birbirine yakınlaştırmasını ve düşmanların elini İslam topraklarından çekmesini niyaz ediyorum.

Vesselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühû.

Kum – Rebiülevvel 1448 / Eylül 2026

Hüseyin Nuri Hemedani

ETİKETLENDİ:
Bu Makaleyi Paylaş